2018’de İstanbul’da bir kafede, bilgisayar başında göç planı yapanları izledim. Çoğu çaktırmadan Almanca kelime kartları ezberliyordu, arada LinkedIn’den iş bakıyorlardı. Ben de bir ara ciddi ciddi Avustralya’ya bakmıştım, çünkü çevremde herkes ya Toronto diyor ya Münih. Vize başvuru ücretleri 800 doları geçmişti. O sırada cebimdeki parayla en fazla iki ay Sydney’de hayatta kalırdım. Sosyal medya göçü parlatıyor, kimse “Berlin’de beş kişiyle eve çıkınca sabah duş sırası kavgası” kısmını anlatmıyor. En çok da sanki giden herkes sonsuza dek mutlu olacakmış gibi bir hava var, ama etrafımda dönenleri görünce işin öyle olmadığını net gördüm. Herkes bavulunu toplarken umutla başlıyor, sonra en çok özlediği şeyin simit ve aile sesi olduğunu anlıyor.
00