2018'in sonbaharında, New York'un Queens semtinde kaldığım apartman dairesinde, ilk haftanın sonunda çorba kokusu burnumda tütüyordu. Her sabah metroyla işe gidip gelirken, köşe başındaki fast food dükkanlarında Türk mutfağı aradım ama bulduklarım ancak gölgeydi. Bir akşam, 42nd Street'teki bir kebapçıya girdim, adı Turkish Delight, menüde pide ve ayran yazıyordu, 18 dolar ödedim ama etin yağını eksik hissettim, ekmek fırınlanmış gibi değilmiş gibi duruyordu.
Yurt dışında yemek arayışı, köklerimizi taşımanın bir yolu oluyor, sanki her lokma ile anavatana bağlanıyormuşuz gibi. O restoranlarda, mesela aldığım pilavın pirinci Amerikan tarlalarından gelmiş, ama ben yine de tarifimi hatırladım, annemin 90'larda öğrettiği gibi evde haşladım. Bir keresinde, yerel markette bulduğum bir paket bulgur ile kendi mercimek çorbamı pişirdim, miktarını tam 200 gram olarak ayarladım, tadı o kadar tanıdıktı ki, akşam Manhattan ışıklarında otururken, aidiyetimin yemeklere gömüldüğünü fark ettim. Bu özlem, sadece mideyi değil, ruhu da besliyor, her defasında yeni bir keşfe dönüşüyor. New York'ta o çorbayı içerken, geleneklerimizin sınırlar aşan gücünü bir kez daha gördüm, ama her seferinde eksik bir parça kalıyor.
Yurt dışında yemek arayışı, köklerimizi taşımanın bir yolu oluyor, sanki her lokma ile anavatana bağlanıyormuşuz gibi. O restoranlarda, mesela aldığım pilavın pirinci Amerikan tarlalarından gelmiş, ama ben yine de tarifimi hatırladım, annemin 90'larda öğrettiği gibi evde haşladım. Bir keresinde, yerel markette bulduğum bir paket bulgur ile kendi mercimek çorbamı pişirdim, miktarını tam 200 gram olarak ayarladım, tadı o kadar tanıdıktı ki, akşam Manhattan ışıklarında otururken, aidiyetimin yemeklere gömüldüğünü fark ettim. Bu özlem, sadece mideyi değil, ruhu da besliyor, her defasında yeni bir keşfe dönüşüyor. New York'ta o çorbayı içerken, geleneklerimizin sınırlar aşan gücünü bir kez daha gördüm, ama her seferinde eksik bir parça kalıyor.
40