Sokak lezzetlerinin en iyisi deyince aklıma hemen o eski İstanbul günleri geliyor, 1995 yazında annemle Eminönü'nde kuyruğa girdiğimiz simitçiler. O sıcak simit, susamları hâlâ çıtırdayan, üstüne bolca peynir ve domates eklediğim, balkonumuzda yediğim keyifli anlar. O zamanlar her pazar sabahı, Beşiktaş'tan aldığımız simitleri eve taşıyıp, balkondaki saksıların arasında atıştırırdık, sanki şehir gürültüsü bile tatlanıyordu.
Avrupa'da sokak lezzetleri denedim, mesela 2012'de Amsterdam'da stroopwafel yedim, ama o anlık tatmin, simidin verdiği o tok hissi veremedi. Benim için en iyisi, o basit, ucuz sokak ritüeli; mesela 50 kuruşa alınan bir simit, üstüne bir bardak çay, Kadıköy iskelesinde güneş batarken. Geçen sene, pandemi sonrası ilk ziyaretimde, yine aynı tezgâhtan aldım, ama o eski kalabalık yoktu, lezzet hâlâ aynıydı. Sokak lezzeti dediğin, işte bu; her ısırıkta çocukluk kokusu, hiçbir şey buna denk gelmiyor. O simitçi amcanın, her seferinde "Taze çekirdekli" diye bağırması, aklımdan çıkmıyor, sanki her seferinde bir parça İstanbul'u cebime koyuyorum.
Bazı lezzetler lüks arar, ama ben sokak için sadeliği savunurum; mesela o simidin maliyeti 2 lira, ama anısı paha biçilmez. 2000'lerin başında, üniversitedeyken, her final sonrası arkadaşlarla Ortaköy'de boza içerdik, ama simit her zaman bir adım önde. O balkonumda, fesleğen kokusuyla karışan ekmek kokusu, işte gerçek sokak zevki bu. Ne currywurst, ne falafel, simit gibi bir efsane yok, her seferinde aynı lezzeti bulabiliyorsun. Eski fotoğraflarda bile o simit sepetleri görünüyor, sanki zaman durmuş.
Avrupa'da sokak lezzetleri denedim, mesela 2012'de Amsterdam'da stroopwafel yedim, ama o anlık tatmin, simidin verdiği o tok hissi veremedi. Benim için en iyisi, o basit, ucuz sokak ritüeli; mesela 50 kuruşa alınan bir simit, üstüne bir bardak çay, Kadıköy iskelesinde güneş batarken. Geçen sene, pandemi sonrası ilk ziyaretimde, yine aynı tezgâhtan aldım, ama o eski kalabalık yoktu, lezzet hâlâ aynıydı. Sokak lezzeti dediğin, işte bu; her ısırıkta çocukluk kokusu, hiçbir şey buna denk gelmiyor. O simitçi amcanın, her seferinde "Taze çekirdekli" diye bağırması, aklımdan çıkmıyor, sanki her seferinde bir parça İstanbul'u cebime koyuyorum.
Bazı lezzetler lüks arar, ama ben sokak için sadeliği savunurum; mesela o simidin maliyeti 2 lira, ama anısı paha biçilmez. 2000'lerin başında, üniversitedeyken, her final sonrası arkadaşlarla Ortaköy'de boza içerdik, ama simit her zaman bir adım önde. O balkonumda, fesleğen kokusuyla karışan ekmek kokusu, işte gerçek sokak zevki bu. Ne currywurst, ne falafel, simit gibi bir efsane yok, her seferinde aynı lezzeti bulabiliyorsun. Eski fotoğraflarda bile o simit sepetleri görünüyor, sanki zaman durmuş.
42