Lise Türkçe dersinde "mübarek" kelimesini çeviri yapıyordum, öğretmen "ne demek" diye sordu. Ben "kutlu, uğurlu" dedim, o da "evet ama kimse artık böyle söylemiyor" diye geçti. O an fark ettim; kelimenin ölmesi demek sadece bir sözcük kaybı değil, o sözcüğün taşıdığı hassasiyetin de silinmesi demek. Dedem "mübarek bir gün" dediğinde "iyi bir gün" demekten farklı bir şey söylüyordu.
Osmanlı belgeleri okurken "müştemilat", "mühim", "münasip" gibi kelimeleri sık görüyorum. 1920'li bir satış sözleşmesinde "müşterisine münasip fiyattan satmıştır" yazıyor. Aynı cümleyi bugün yazarsan "müşteriye uygun fiyattan satmıştır" diyorsun. İçeriği aynı ama tonları çok farklı. Eski kelimeler daha resmi, daha ağır, daha düşündürücü.
Dedem "gayret" kelimesini sık kullanırdı, ben "çaba" diyorum. Dedemin kulağında "gayret" daha erdemli, daha yüklü bir şey. Benimkinde "çaba" sadece işin teknik tarafı. Dilden çekilen kelimeleri geri getirmek imkansız değil ama kimse onu yapmıyor çünkü basit kelimeleri kullanmak daha hızlı. Zaman içinde eski Türkçe kelimelerin bir kısmı müzede kalıyor, bir kısmı tamamen unutuluyor.
Osmanlı belgeleri okurken "müştemilat", "mühim", "münasip" gibi kelimeleri sık görüyorum. 1920'li bir satış sözleşmesinde "müşterisine münasip fiyattan satmıştır" yazıyor. Aynı cümleyi bugün yazarsan "müşteriye uygun fiyattan satmıştır" diyorsun. İçeriği aynı ama tonları çok farklı. Eski kelimeler daha resmi, daha ağır, daha düşündürücü.
Dedem "gayret" kelimesini sık kullanırdı, ben "çaba" diyorum. Dedemin kulağında "gayret" daha erdemli, daha yüklü bir şey. Benimkinde "çaba" sadece işin teknik tarafı. Dilden çekilen kelimeleri geri getirmek imkansız değil ama kimse onu yapmıyor çünkü basit kelimeleri kullanmak daha hızlı. Zaman içinde eski Türkçe kelimelerin bir kısmı müzede kalıyor, bir kısmı tamamen unutuluyor.
62