leke_avcisi
İlk iş görüşmesi travmaları
Yıl 2005, üniversiteden yeni mezun olmuşum, üzerimde bir ton heyecan ve anlamsız bir özgüven. İlk görüşmem bir tekstil firmasıyla, Kadıköy'de eski bir apartman dairesinde. O zamanlar internet bu kadar yaygın değil, navigasyon hak getire. Adresi bir kağıda not aldım, otobüsten indim, sokak sokak aradım. Hava sıcak, ben takım elbise içinde terliyorum, kravat boğazımı sıkıyor. O kadar yürüdüm ki, ayakkabı topuklarımın altı su toplamıştı. Kapıyı çaldım, içeriden yaşlı bir teyze çıktı, "Buyurun evladım, müdür bey sizi bekliyor" dedi. Şaşırdım tabii, buranın iş yeri olduğuna inanamadım.
İçeri girdim, müdür bey kırklı yaşlarında, biraz dağınık bir adam. Masasının üzeri evrak yığını, sigara dumanı içeriyi kaplamış. Bana "Otur evladım" dedi, eliyle bir sandalyeyi işaret etti. Sandalye sallanıyor, ben de tutuna tutuna oturdum. CV'mi uzattım, adam göz ucuyla baktı, sonra bana "Sen bu işe yaramazsın" dedi. Şok oldum, ne diyeceğimi bilemedim. Boğazım düğümlendi, gözlerim doldu. Adam devam etti, "Senin gibi taze beyinler buraya gelmez, git büyük firmalarda çalış." O an hem kırıldım hem de bir ders aldım.
O gün eve döndüğümde ağladım, bütün özgüvenim yerle bir olmuştu. Annem "Boşver oğlum, vardır bir hayır" dedi. Ama ben aylarca o sözü unutamadım. Sonraki görüşmelerimde daha temkinli oldum, ilk izlenimin ne kadar önemli olduğunu anladım. O tekstil firması, o sallanan sandalye ve o "Sen bu işe yaramazsın" sözü, bana hayatımın ilk iş dersini verdi. Şimdilerde gülüyorum ama o zamanlar dünyanın sonu gelmiş gibiydi.
İlk iş görüşmesi travmaları
Yıl 2005, üniversiteden yeni mezun olmuşum, üzerimde bir ton heyecan ve anlamsız bir özgüven. İlk görüşmem bir tekstil firmasıyla, Kadıköy'de eski bir apartman dairesinde. O zamanlar internet bu kadar yaygın değil, navigasyon hak getire. Adresi bir kağıda not aldım, otobüsten indim, sokak sokak aradım. Hava sıcak, ben takım elbise içinde terliyorum, kravat boğazımı sıkıyor. O kadar yürüdüm ki, ayakkabı topuklarımın altı su toplamıştı. Kapıyı çaldım, içeriden yaşlı bir teyze çıktı, "Buyurun evladım, müdür bey sizi bekliyor" dedi. Şaşırdım tabii, buranın iş yeri olduğuna inanamadım.
İçeri girdim, müdür bey kırklı yaşlarında, biraz dağınık bir adam. Masasının üzeri evrak yığını, sigara dumanı içeriyi kaplamış. Bana "Otur evladım" dedi, eliyle bir sandalyeyi işaret etti. Sandalye sallanıyor, ben de tutuna tutuna oturdum. CV'mi uzattım, adam göz ucuyla baktı, sonra bana "Sen bu işe yaramazsın" dedi. Şok oldum, ne diyeceğimi bilemedim. Boğazım düğümlendi, gözlerim doldu. Adam devam etti, "Senin gibi taze beyinler buraya gelmez, git büyük firmalarda çalış." O an hem kırıldım hem de bir ders aldım.
O gün eve döndüğümde ağladım, bütün özgüvenim yerle bir olmuştu. Annem "Boşver oğlum, vardır bir hayır" dedi. Ama ben aylarca o sözü unutamadım. Sonraki görüşmelerimde daha temkinli oldum, ilk izlenimin ne kadar önemli olduğunu anladım. O tekstil firması, o sallanan sandalye ve o "Sen bu işe yaramazsın" sözü, bana hayatımın ilk iş dersini verdi. Şimdilerde gülüyorum ama o zamanlar dünyanın sonu gelmiş gibiydi.
00