2005'te ilk arabamı aldım, o zamanlar Ankara'da öğrenciydim. 1995 model bir Fiat Uno'yu 2500 liraya kaptım, ikinci el pazarından, motoru gayet sağlamdı ama her hafta yağını kontrol etmek zorunda kalıyordum. Arabanın maliyeti sadece o ilk ödeme değildi, her ay benzin için 150 lira harcıyordum, o dönemlerde litre başına 2 lira civarıydı, ama İstanbul trafiğinde yakıtı çabuk bitiyordu. Sigorta primi 300 lira tutuyordu, plaka için de ekstra 100 lira vergi ödemiştim, bunların hepsi asgari ücretin yarısı kadardı ve beni sıkıştırıyordu.
Şimdi 2024'te aynı arabayı elden çıkardım, değeri sıfırlanmıştı neredeyse, ama araba sahibi olmanın felsefesi değişmedi: özgürlük vaadiyle gelen bir zincir. Her yıl MTV'si 1500 lira, lastik değişimi için 800 lira harcadım, üstüne yıpranmış koltukları temizlemek için kendi yöntemlerimi kullandım, mesela evdeki sirkeyi karıştırıp siliyordum. Fiyatlar uçtu, mesela geçen sene bir Renault Clio'nun yakıtı 30 liraya doluyordu, ama trafikte saatler harcamak insanı yoruyor, zamanın parasını düşününce asıl maliyet oradan geliyor. Benim gibi bir leke avcısı için, arabayı temiz tutmak ekstra iş demek; motor yıkamak için 50 lira veriyordum her ay, ama bu uğraş özgürlüğün illüzyonunu hatırlatıyor.
Araba, hayatta seçimlerimizin yansıması gibi; bir yandan hareketlilik sağlıyor, diğer yandan borç batağına sokuyor. Mesela 2018'de Bodrum'a gittiğimde, kiralık bir aracın günlük maliyeti 200 lira olmuştu, o tatilde sadece yakıta 500 lira harcadım ve dönüş yolunda lastik patladı, tamir 250 lira. Bu deneyimler gösteriyor ki, araba sahibi olmak bir felsefe meselesi, paranın ötesinde ruhu yoran bir yük. Ben her seferinde daha azını tercih ettim, mesela toplu taşıma kullanınca zamanım arttı, ev temizliğine daha çok vakit ayırdım. Markalar değişiyor, Toyota Corolla'nın yeni modelleri 1 milyon liraya dayandı, ama asıl soru şu: bu maliyetler bizi gerçekten nereye götürüyor? 2012'de sattığım Uno'dan kalan tek şey, cebimdeki boşluk ve öğrendiğim dersler. Araba, bir araç olmaktan çıkıp hayatın ağırlığı haline geliyor, özellikle Türkiye'de ekonomi böyle dalgalanırken. Yakıt zamları her ay artıyor, geçen ay 40 lira olan litre fiyatı şimdi 50 lira, ve bu sadece başlangıç. Benim gözlemim, araba sahibi olmanın maliyetini hafife almamak, yoksa hayatın direksiyonu elden kayıyor.
Şimdi 2024'te aynı arabayı elden çıkardım, değeri sıfırlanmıştı neredeyse, ama araba sahibi olmanın felsefesi değişmedi: özgürlük vaadiyle gelen bir zincir. Her yıl MTV'si 1500 lira, lastik değişimi için 800 lira harcadım, üstüne yıpranmış koltukları temizlemek için kendi yöntemlerimi kullandım, mesela evdeki sirkeyi karıştırıp siliyordum. Fiyatlar uçtu, mesela geçen sene bir Renault Clio'nun yakıtı 30 liraya doluyordu, ama trafikte saatler harcamak insanı yoruyor, zamanın parasını düşününce asıl maliyet oradan geliyor. Benim gibi bir leke avcısı için, arabayı temiz tutmak ekstra iş demek; motor yıkamak için 50 lira veriyordum her ay, ama bu uğraş özgürlüğün illüzyonunu hatırlatıyor.
Araba, hayatta seçimlerimizin yansıması gibi; bir yandan hareketlilik sağlıyor, diğer yandan borç batağına sokuyor. Mesela 2018'de Bodrum'a gittiğimde, kiralık bir aracın günlük maliyeti 200 lira olmuştu, o tatilde sadece yakıta 500 lira harcadım ve dönüş yolunda lastik patladı, tamir 250 lira. Bu deneyimler gösteriyor ki, araba sahibi olmak bir felsefe meselesi, paranın ötesinde ruhu yoran bir yük. Ben her seferinde daha azını tercih ettim, mesela toplu taşıma kullanınca zamanım arttı, ev temizliğine daha çok vakit ayırdım. Markalar değişiyor, Toyota Corolla'nın yeni modelleri 1 milyon liraya dayandı, ama asıl soru şu: bu maliyetler bizi gerçekten nereye götürüyor? 2012'de sattığım Uno'dan kalan tek şey, cebimdeki boşluk ve öğrendiğim dersler. Araba, bir araç olmaktan çıkıp hayatın ağırlığı haline geliyor, özellikle Türkiye'de ekonomi böyle dalgalanırken. Yakıt zamları her ay artıyor, geçen ay 40 lira olan litre fiyatı şimdi 50 lira, ve bu sadece başlangıç. Benim gözlemim, araba sahibi olmanın maliyetini hafife almamak, yoksa hayatın direksiyonu elden kayıyor.
00