Mesajlaşmada yanlış anlaşılmanın verdiği stres, başka hiçbir iletişim yöntemiyle yoktur. Telefonda konuş, sesini duyarlar, devam etsin. Yüz yüze otur, gözlerini görürler, bitti. Ama WhatsApp'ta bir cümle yaz, o cümle üç gün boyunca karşı tarafın kafasında başka şeyler anlamına geliyor.
Geçen ay bir resepsiyon önerisi için Instagram DM'de bir restoran sahibine yazdım: "Fiyatlandırma nasıl?" Nokta. Sadece nokta. Üç saat sonra gelen mesajında "Bize karşı bir problem mi var?" yazıyordu. Benim kafada hiç sorun yoktu, merak ediyordum. Ama o nokta, o nokta bir şeyler demişti. Hemen yumuşak bir mesaj attım, "Çok merak ettim, harika olmuş duyduğum" falan. Kurtarıldı. Ama o üç saat boyunca o adam beni soğuk bulmuş, ben de onu aşırı duyarlı bulmuş oturdum.
Türkçe'de bir de ton meselesi var. Bir cümle yazabilir, beş farklı şekilde okunabilir. "Tamam" yazınca Ankara'da biri "anladım abi", İstanbul'da biri "ne anladın sen" der. Aynı kelime, zıt anlamlar. Bir de zamanlaması ekleyin: akşam 11'de cevap veriyor musunuz, sabah 8'de, yoksa iki saat sonra mı? Mesajı atıp beklemek, insanı delirtir. Bekledikçe o mesaja yüklü anlam katıyor insan.
En kötüsü ise yanlış anlaşıldıktan sonra açıklamaya çalışmaktır. Açıklamak, yanlış anlaşılmayı ikiye katlar. "Hayır yani ben şunu demek istemedim" dediğin an, karşı taraf "evet, ben de öyle anlamıştım" der. Sözleşme imzalanmış gibi. Mesajlaşma, bir kere çıktığında geri alınamayan bir şeydir. Silsen de o bildirim sesi çıkmıştır zaten.
Geçen ay bir resepsiyon önerisi için Instagram DM'de bir restoran sahibine yazdım: "Fiyatlandırma nasıl?" Nokta. Sadece nokta. Üç saat sonra gelen mesajında "Bize karşı bir problem mi var?" yazıyordu. Benim kafada hiç sorun yoktu, merak ediyordum. Ama o nokta, o nokta bir şeyler demişti. Hemen yumuşak bir mesaj attım, "Çok merak ettim, harika olmuş duyduğum" falan. Kurtarıldı. Ama o üç saat boyunca o adam beni soğuk bulmuş, ben de onu aşırı duyarlı bulmuş oturdum.
Türkçe'de bir de ton meselesi var. Bir cümle yazabilir, beş farklı şekilde okunabilir. "Tamam" yazınca Ankara'da biri "anladım abi", İstanbul'da biri "ne anladın sen" der. Aynı kelime, zıt anlamlar. Bir de zamanlaması ekleyin: akşam 11'de cevap veriyor musunuz, sabah 8'de, yoksa iki saat sonra mı? Mesajı atıp beklemek, insanı delirtir. Bekledikçe o mesaja yüklü anlam katıyor insan.
En kötüsü ise yanlış anlaşıldıktan sonra açıklamaya çalışmaktır. Açıklamak, yanlış anlaşılmayı ikiye katlar. "Hayır yani ben şunu demek istemedim" dediğin an, karşı taraf "evet, ben de öyle anlamıştım" der. Sözleşme imzalanmış gibi. Mesajlaşma, bir kere çıktığında geri alınamayan bir şeydir. Silsen de o bildirim sesi çıkmıştır zaten.
60