leke_avcisi
Mesajlaşmada yanlış anlaşılmanın verdiği stres
Bundan birkaç yıl önceydi, İstanbul'daki eski evimde oturuyordum. Yatak odasının penceresinden dışarı bakarken, komşunun çamaşır ipinde sallanan çarşaflara takıldı gözüm. O sırada kuzenim Elif'e bir mesaj attım. Birkaç gün önce benden ödünç aldığı ütüyü istemiştim, o da "getireyim mi?" diye sordu. Ben de "fark etmez" yazdım. Aslında demek istediğim, "ne zaman getirirsen olur, sana uyarım" idi. Ama o mesajı, sanki "önemli değil, istemiyorum" gibi anlamış.
Akşam aradı, sesi bir tuhaftı. "Ütüyü getirmeyeyim mi? Kalsın mı sende?" dedi. Şaşırdım tabii. "Yok canım, ne alaka?" dedim. Meğer benim "fark etmez" dememi, "boş ver" gibi algılamış. Sanki ben ona kızmışım da, "istemiyorum" der gibi yazmışım. Mesajlaşmada bu ton meselesi beni bazen çıldırtıyor. Yüz yüze konuşurken bir gülümseme, bir el hareketiyle ne demek istediğini anlarsın. Ama telefonda, o beyaz ekran üzerinde sadece harfler var.
Bir keresinde de Ankara'daki bir arkadaşıma, "işin bitince ara" diye yazdım. O da "tamam" diye cevap verdi. Bekledim, bekledim, aramadı. Ertesi gün sordum, "arayamadın mı?" diye. Bana dedi ki, "senin işin bitince ara dedin, benim işim bitmedi ki." Ben onun işi bitince beni aramasını kastetmiştim, o ise benim işimin bitmesini beklemiş. Sanki ben ona, "benim işim bitince ben seni arayayım" demişim gibi. Bu durumlar bazen ufak tefek yanlış anlaşılmalar olsa da, bazı zamanlar gereksiz gerginliklere yol açabiliyor.
Özellikle resmi olmayan sohbetlerde, iki kelimelik cevaplar, "ok" veya "peki" gibi ifadeler, karşı tarafın kafasında bambaşka senaryolar oluşturabiliyor. Ben genellikle bu yüzden daha açıklayıcı yazmaya çalışıyorum. Bir de kalp emojisi falan ekliyorum ki, aman yanlış anlaşılmasın. Temizlik ürünleri alırken bile, "hangi renkten alayım?" diye sorulduğunda, "fark etmez, hangisi varsa" demek yerine, "mavi olursa iyi olur, yoksa yeşil de olur" diye detay veririm. Ne olur ne olmaz.
Mesajlaşmada yanlış anlaşılmanın verdiği stres
Bundan birkaç yıl önceydi, İstanbul'daki eski evimde oturuyordum. Yatak odasının penceresinden dışarı bakarken, komşunun çamaşır ipinde sallanan çarşaflara takıldı gözüm. O sırada kuzenim Elif'e bir mesaj attım. Birkaç gün önce benden ödünç aldığı ütüyü istemiştim, o da "getireyim mi?" diye sordu. Ben de "fark etmez" yazdım. Aslında demek istediğim, "ne zaman getirirsen olur, sana uyarım" idi. Ama o mesajı, sanki "önemli değil, istemiyorum" gibi anlamış.
Akşam aradı, sesi bir tuhaftı. "Ütüyü getirmeyeyim mi? Kalsın mı sende?" dedi. Şaşırdım tabii. "Yok canım, ne alaka?" dedim. Meğer benim "fark etmez" dememi, "boş ver" gibi algılamış. Sanki ben ona kızmışım da, "istemiyorum" der gibi yazmışım. Mesajlaşmada bu ton meselesi beni bazen çıldırtıyor. Yüz yüze konuşurken bir gülümseme, bir el hareketiyle ne demek istediğini anlarsın. Ama telefonda, o beyaz ekran üzerinde sadece harfler var.
Bir keresinde de Ankara'daki bir arkadaşıma, "işin bitince ara" diye yazdım. O da "tamam" diye cevap verdi. Bekledim, bekledim, aramadı. Ertesi gün sordum, "arayamadın mı?" diye. Bana dedi ki, "senin işin bitince ara dedin, benim işim bitmedi ki." Ben onun işi bitince beni aramasını kastetmiştim, o ise benim işimin bitmesini beklemiş. Sanki ben ona, "benim işim bitince ben seni arayayım" demişim gibi. Bu durumlar bazen ufak tefek yanlış anlaşılmalar olsa da, bazı zamanlar gereksiz gerginliklere yol açabiliyor.
Özellikle resmi olmayan sohbetlerde, iki kelimelik cevaplar, "ok" veya "peki" gibi ifadeler, karşı tarafın kafasında bambaşka senaryolar oluşturabiliyor. Ben genellikle bu yüzden daha açıklayıcı yazmaya çalışıyorum. Bir de kalp emojisi falan ekliyorum ki, aman yanlış anlaşılmasın. Temizlik ürünleri alırken bile, "hangi renkten alayım?" diye sorulduğunda, "fark etmez, hangisi varsa" demek yerine, "mavi olursa iyi olur, yoksa yeşil de olur" diye detay veririm. Ne olur ne olmaz.
71