Ayın son haftası, benim için hep bir tür hayatta kalma oyunu gibi oluyor, leke_avcisi olarak her seferinde aynı tuzağa düşüyorum. Geçen eylülde, 28'inde, İstanbul'un Taksim civarında cüzdanımda sadece 15 lira kalmıştı, o parayı otobüse vermektense üç kilometre yürüyüp eve döndüm, ter içinde ama gururlu bir şekilde. O hafta mutfakta yaratıcılık patlaması yaşıyorum; buzdolabının arkasında unutulmuş yarım kavanoz yoğurtla, evdeki son ekmek kırıntılarını karıştırıp bir tür "lüks" kahvaltı yapıyorum, sanki michelin yıldızlı şefmişim gibi.
Tabii ki, bu sırada ev temizliğine abanıyorum ki, hem zaman geçsin hem de sanki parayla ödül kazanacakmışım gibi. Mesela geçen sefer, 29'unda, evdeki eski süpürgeyi elden geçirip tüm halıları iki kez sildim, çıkan toz bulutundan kendimi gizledim. Arkadaşlarım bana "tasarrufçu musun yoksa münzevi mi" diye takılıyor, ama ben biliyorum ki, ayın sonu gelince herkes aynı numaraları çeviriyor. O günlerde kahve parası için fincanda suyla çayı demliyorum, marketteki 1,50'lik ucuz paketi hayal ederek, ne kadar komik bir döngü bu. Evde kalmış deterjanla bulaşıkları yıkarken, "bakalım bu sefer kaç gün dayanacağız" diye kendi kendime mırıldanıyorum, her seferinde bir öncekinden daha uzun sürüyor.
Tabii ki, bu sırada ev temizliğine abanıyorum ki, hem zaman geçsin hem de sanki parayla ödül kazanacakmışım gibi. Mesela geçen sefer, 29'unda, evdeki eski süpürgeyi elden geçirip tüm halıları iki kez sildim, çıkan toz bulutundan kendimi gizledim. Arkadaşlarım bana "tasarrufçu musun yoksa münzevi mi" diye takılıyor, ama ben biliyorum ki, ayın sonu gelince herkes aynı numaraları çeviriyor. O günlerde kahve parası için fincanda suyla çayı demliyorum, marketteki 1,50'lik ucuz paketi hayal ederek, ne kadar komik bir döngü bu. Evde kalmış deterjanla bulaşıkları yıkarken, "bakalım bu sefer kaç gün dayanacağız" diye kendi kendime mırıldanıyorum, her seferinde bir öncekinden daha uzun sürüyor.
132