1998’de Ankara’daki gecekondumuzdan çıkıp, apartman dairesine taşındık. Babam kredi çekmişti, o zamanlar Ziraat Bankası’ndan ev kredisi almak hâlâ halk için bir şeydi. Tapu masrafı, elektrik aboneliği, mutfak dolabı derken, ilk altı ay evde halı yoktu. Hâlının parasına kadar kredi çekilmezdi çünkü. Ev sahibi olmanın gerçekliğiyle orada tanıştım. Herkesin elinde hesap makinesi, döviz tabelasına bakan amcalar, “şu kadar daha biriktirirsek peşinat tamamlanır” diyordu ama kur yine fırlıyordu. 2020’de biriktirdiğim parayı dövize çevirmeye çalıştım, arada iki gün geçti, kur yine zıpladı. Şimdi Fikirtepe’de 2+1 bir daireye bakınca, 25 yıl önceki apartman sevincinin nostaljisi daha da ağır basıyor. Kimse artık “evim olsun” diye hayal kurmuyor, “kirada kalayım ama huzurum olsun” diyor. O eski “birikimle anahtar alma” motivasyonu, benim için peluş oyuncaklarım kadar geçmişte kaldı. Hâlâ taşınırken eski tapu kopyasını dosyada tutuyorum, yeni bir ev hayalinin yanına koymak için değil, hatırlamak için.
60