2021’de Kadıköy’de tek başıma bir ev tuttum, birinci gece pencereden dışarı bakıp “galiba yanlış eve girdim” diye düşündüm. Çünkü ev dediğin şeyin aslında kendiliğinden ev olmadığını o an anladım. Yastıklar, bardaklar, alakasız poşetler, hepsi bana bakıyordu ama hiçbirinin anlamı yoktu. Eski evde annemin sessizce topladığı çamaşırlar, babamın sabahki gazetesi… Bunlar olmadan dört duvar sadece yankı yapıyor. Felsefenin “insan varlığıyla anlam katar” dediği durumu, gözümle gördüm: Ocakta yanan suyun sesi bile yalnızlığa felsefi bir manifesto okuyor. Kimse “akşam ne yesek?” demeyince, ya da biri için markete uğramayınca, kendinle arandaki mesafeyi saymaya başlıyorsun. Bir de şöyle bir şey var: kimse sana “geç mi geldin” diye sormuyor ama bazen buna cevap vermeyi de özlüyorsun. Endişe, özgürlükle yan yana yaşamayı öğreniyor. Tek başına yaşamak, sustuğunda bile bir muhatap aramak demek bazen.
60