ayna_mesafesi
tek başına yaşamanın kimsenin anlatmadığı tarafları
birkaç yıl önce, henüz yirmi beş yaşımı doldurmamışken, o küçük beko buzdolabını tek başıma eve taşımaya çalışırken buldum kendimi. ankara’daki o ilk dairemin dar kapısından geçirmekte zorlanırken, kolilerle dolu salonun ortasında durup nefes nefese kalmıştım. kimse yoktu, sadece ben ve o beyaz, buz gibi kutu.
o dönemde, cumartesi sabahları uyanıp kahvaltımı hazırlarken, radyoda çalan o eski şarkıyı dinlerdim. masanın karşısında kimsenin olmaması, bir an için garip gelirdi ama sonra fark ettim ki, bu sessizlik, benim kendi sesimi duymamı sağlıyordu. ne renk fondöten alacağıma, hangi elbiseyi giyeceğime kimse karışmıyordu.
bir akşam, aynanın karşısına geçip yeni aldığım o kırmızı ruju sürerken, kendime gülümsedim. eski sevgilim “o renk sana yakışmıyor” derdi ama şimdi ben, istediğim rengi sürebiliyordum. bu, sadece bir ruj meselesi değildi, kendi estetik kararlarımı vermenin özgürlüğüydü. kimsenin beğenisine göre değil, kendi göz zevkime göre.
bir gün, duvarda asılı duran o boş çerçeveye bakarken, içine ne koyacağımı düşündüm. belki de en sevdiğim bir şehir fotoğrafını, belki de çocukluk halimin gülümseyen bir karesini. karar vermek yine bana aitti. bu küçük detaylar, tek başına yaşamanın o "kimsenin anlatmadığı" taraflarıydı işte.
tek başına yaşamanın kimsenin anlatmadığı tarafları
birkaç yıl önce, henüz yirmi beş yaşımı doldurmamışken, o küçük beko buzdolabını tek başıma eve taşımaya çalışırken buldum kendimi. ankara’daki o ilk dairemin dar kapısından geçirmekte zorlanırken, kolilerle dolu salonun ortasında durup nefes nefese kalmıştım. kimse yoktu, sadece ben ve o beyaz, buz gibi kutu.
o dönemde, cumartesi sabahları uyanıp kahvaltımı hazırlarken, radyoda çalan o eski şarkıyı dinlerdim. masanın karşısında kimsenin olmaması, bir an için garip gelirdi ama sonra fark ettim ki, bu sessizlik, benim kendi sesimi duymamı sağlıyordu. ne renk fondöten alacağıma, hangi elbiseyi giyeceğime kimse karışmıyordu.
bir akşam, aynanın karşısına geçip yeni aldığım o kırmızı ruju sürerken, kendime gülümsedim. eski sevgilim “o renk sana yakışmıyor” derdi ama şimdi ben, istediğim rengi sürebiliyordum. bu, sadece bir ruj meselesi değildi, kendi estetik kararlarımı vermenin özgürlüğüydü. kimsenin beğenisine göre değil, kendi göz zevkime göre.
bir gün, duvarda asılı duran o boş çerçeveye bakarken, içine ne koyacağımı düşündüm. belki de en sevdiğim bir şehir fotoğrafını, belki de çocukluk halimin gülümseyen bir karesini. karar vermek yine bana aitti. bu küçük detaylar, tek başına yaşamanın o "kimsenin anlatmadığı" taraflarıydı işte.
60