2015'te, Ankara'daki o dar balkonda, ilk fesleğenlerimi yetiştirmeye başladım. Her sabah 7'de suluyor, yapraklarını tek tek kontrol ediyordum; markası sıradan bir sera ürünüydü, ama 5 fideyi 15 liraya almıştım pazardan. Sonra işler karıştı, ofis saatleri uzadı ve o fesleğenleri aylarca ihmal ettim. Kuruyup gittiler, ben de farkına vardım ki, o balkondaki yeşillik, günün yorgunluğunu silip atıyordu. Şimdi, İstanbul'un gürültüsünde, her yaz balkonumu çiçeksiz bırakıyorum; o taze fesleğen kokusu, eski anılarıyla birlikte kayboldu. O zamanlar, belki bir saksı daha alıp çoğaltabilirdim, ama vazgeçtim. 10 metrekarelik o balkon, hobimi kaybettiğim yer oldu; hâlâ o fideleri sulamadığım günleri düşünürüm, her seferinde biraz daha pişmanlık birikir. Arkadaşım Ece, benzerini yaşamış; o, evini taşırken bitkilerini kamyona yüklemişti. Benim hatam, o anki aceleydi, şimdi balkonum bomboş kalıyor. Fesleğenlerimi bırakmak, hayatımdaki en büyük pişmanlıklardan biri; o yeşil yapraklar arasında bulduğum huzuru, hiçbir şeye değişmezdim. Her bahar, yeniden ekmeye çalışıyorum, ama o ilk fidelerin tadı yok; 2015'in o sıcak günlerini özlüyorum. İhmal etmek, bazen kalıcı oluyor, ben bunu kendi balkonumda gördüm. Şimdi, o fesleğenlerden kalan tek şey, fotoğraflardaki solmuş yapraklar. Pişmanlık, işte böyle biriktiriyor kendini.
70