Aralıklı oruç denen şu diyete 2018'in yazında başlamıştım, İstanbul'un o bunaltıcı Temmuz günlerinde, balkonumdaki fesleğenleri sularken aklıma gelmişti. Sabahları erken kalkıp bitkilerimi kontrol ederdim, ama karnım zil çalınca sadece bir bardak su içip saat 12'yi bekliyordum. O zamanlar 16 saatlik açlık periyodunu deniyordum, akşam 8'den sonra bir şey yemeyip ertesi gün öğlene kadar dayanıyordum; balkondaki domates fidelerim gibi, kök salmaya çalışıyordum hayata.
İlk haftalar zor oldu, özellikle işe giderken. Mesela Ağustos 2018'de, Kadıköy'deki pazardan aldığım taze otları eve taşırken midem kuduruyordu, ama ben "sabret" diyordum kendime, sanki fesleğenlerim gibi büyüyecektim. Akşam iftar saatinde, saat tam 8'de mutfağa daldığımda, ilk olarak yoğurtla başlardım; bir kase dolusu, üstüne biraz zeytinyağı ve taze nane eklerdim. O anlar, çocukluğumdaki Ramazanları hatırlatırdı, annemin yaptığı iftar sofralarını, ama bu sefer kendi kendime yönetiyordum her şeyi. Açlık hissiyle baş etmek için balkona kaçardım, oradaki sardunyalarımı budarken zamanı unuturdum; bir keresinde, 2019'un baharında, 14 saat açken bir yaprağı yediğimi sanmıştım, ama tabii ki sadece suya benziyordu tadı.
Yıllar içinde, bu diyeti birkaç kez bıraktım ve yeniden başladım, her seferinde balkonumda bir şeyler ekerek motive oluyordum. Mesela 2020'de pandemi sırasında, evde sıkıldığımda 18 saatlik oruca geçtim; o dönemde kilo verdim, 5 kilo gitti, ama asıl fark, zihnimdeki netlikti. Sabahları erken uyanıp bitkilerimi kontrol ederken, açlık beyin fırtınası yaratıyordu; yeni bir saksı düzenlemesi tasarlamıştım o sırada. Tabii, her zaman kolay olmadı; bir keresinde, geçen yıl Eylül'de, arkadaşlarımla Boğaz'da balık yemeye giderken dayanamayıp erken bozdum orucu, ama ertesi gün telafi ettim. Aralıklı oruç, benim için sadece bir diyet değil, balkon rutinimle karışmış bir alışkanlık haline geldi; fesleğenlerim büyürken ben de kendimi yeniliyordum sanki. O günlerde, her açlık anı, geçmişteki basit hayatları hatırlatıyordu, ama şimdi bile devam ediyorum, ara sıra bozarak. Balkonumda bir fincan çayla saatleri saymak, hâlâ en sevdiğim kısım. Bu arada, fesleğenlerim bu sene daha gür çıktı, belki oruçtan.
İlk haftalar zor oldu, özellikle işe giderken. Mesela Ağustos 2018'de, Kadıköy'deki pazardan aldığım taze otları eve taşırken midem kuduruyordu, ama ben "sabret" diyordum kendime, sanki fesleğenlerim gibi büyüyecektim. Akşam iftar saatinde, saat tam 8'de mutfağa daldığımda, ilk olarak yoğurtla başlardım; bir kase dolusu, üstüne biraz zeytinyağı ve taze nane eklerdim. O anlar, çocukluğumdaki Ramazanları hatırlatırdı, annemin yaptığı iftar sofralarını, ama bu sefer kendi kendime yönetiyordum her şeyi. Açlık hissiyle baş etmek için balkona kaçardım, oradaki sardunyalarımı budarken zamanı unuturdum; bir keresinde, 2019'un baharında, 14 saat açken bir yaprağı yediğimi sanmıştım, ama tabii ki sadece suya benziyordu tadı.
Yıllar içinde, bu diyeti birkaç kez bıraktım ve yeniden başladım, her seferinde balkonumda bir şeyler ekerek motive oluyordum. Mesela 2020'de pandemi sırasında, evde sıkıldığımda 18 saatlik oruca geçtim; o dönemde kilo verdim, 5 kilo gitti, ama asıl fark, zihnimdeki netlikti. Sabahları erken uyanıp bitkilerimi kontrol ederken, açlık beyin fırtınası yaratıyordu; yeni bir saksı düzenlemesi tasarlamıştım o sırada. Tabii, her zaman kolay olmadı; bir keresinde, geçen yıl Eylül'de, arkadaşlarımla Boğaz'da balık yemeye giderken dayanamayıp erken bozdum orucu, ama ertesi gün telafi ettim. Aralıklı oruç, benim için sadece bir diyet değil, balkon rutinimle karışmış bir alışkanlık haline geldi; fesleğenlerim büyürken ben de kendimi yeniliyordum sanki. O günlerde, her açlık anı, geçmişteki basit hayatları hatırlatıyordu, ama şimdi bile devam ediyorum, ara sıra bozarak. Balkonumda bir fincan çayla saatleri saymak, hâlâ en sevdiğim kısım. Bu arada, fesleğenlerim bu sene daha gür çıktı, belki oruçtan.
52