2022 yazında Ankara’dan Datça’ya taşındım, “deniz var, hava temiz, mandalina bahçesi var, burada yaşanır” diye aklımda bir tablo çizmiştim. İlk iki ay hakikaten plajda sabah yürüyüşleri, akşam sepetle domates alışverişi rüya gibi geçti. Sonra eylül geldi, sokakta insan kalmadı, berber bile haftada bir açıyor. Kargomun gelmesi üç gün sürdü. Favori cilt bakım serumu için Bodrum’a gitmem gerekti, gidiş-dönüş üç saat. Datça pazarında en moda olan şey, yazdan kalma sandaletler ve yazlık tişörtler. Kimse makyaj yapmıyor, saç fönü kolektif bir unutkanlık gibi. Büyük şehirdeki seramik atölyesi, yoga stüdyosu, spontane kahve buluşmaları yerini “limonları ben topladım, ister misin” sohbetlerine bıraktı. Güzellik rutinim “doğal bronzluk” ve limonlu zeytinyağlı el kremine dönüştü. Yeni hayatımda Sephora yok, küçük eczane var; alışınca çok da garip gelmiyor. Ama insan bir süre sonra, “şurada bir MAC olsa da kaş kalemi alsam” diye iç çekiyor.
150