İstanbul'un en zor yanı, her sabah uyanıp o bitmeyen trafiğe karışmak zorunda kalmak. Ben, 2018'den beri Beşiktaş'ta yaşıyorum, her hafta sonu planımı buna göre ayarlıyorum ama yine de işe yetişmek için 6'da kalkıyorum. Metrobüs kuyruğunda 40 dakika beklemek, sonra da içeride kolunu kıpırdatamadan gitmek, sanki bir kutuya tıkılmış gibi hissettiriyor. Evde temizlik yapmayı seven biri olarak, bu yorgunluk yüzünden akşamları sadece koltuğa yığılıyorum, yerleri silmek hayal oluyor.
Geçen yıl, ocak ayında, Kadıköy'deki evime taşındım, kira 2500 liraydı ama bir ay sonra elektrik faturası 500 lirayı buldu, sanki her şey zam yağmuruna tutulmuş. Market alışverişini pazar günü Bağdat Caddesi'nden yapıyorum, bir poşet meyve sebze için 150 lira veriyorum, üstelik yarısı ertesi gün bozuluyor. Bu pahalılık, ev bakımı rutnimi altüst etti, mesela deterjan almak için ucuz marketleri tercih ediyorum, ama kalitesiz olunca lavabo lekelerini çıkarmak saatler alıyor. Annemden öğrendiğim gibi, sirke ve limonu karıştırıp temizlik yapardım, ama şimdi zamanım yok, her şey aceleye geliyor.
Trafik sadece yolları değil, hayatı da yavaşlatıyor. 2020'de, pandemi döneminde, evden çalışıyordum, ama internet kesintileri yüzünden saatlerce uğraşıyorum, o sırada tozlar birikiyor. Bir keresinde, Taksim'de bir arkadaşımın evine gitmek için yola çıktım, saat 5'te binmiştim arabaya, ama 2 saat sonra hâlâ Beşiktaş'taydım, eve döndüğümde mutfak darmadağın olmuştu. Pratik bilgi olarak, ben her zaman pencere kenarına nemli bez koyuyorum, ama bu şehrin kirli havası yüzünden her hafta siliyorum, yoksa her şey gri bir tabaka altında kalıyor. Marka olarak, Ariel deterjanı kullanıyorum, 5 litrelik bidonu 100 liraya alıyorum, ama fiyatlar artınca daha az sık kullanıyorum.
Kalabalık mahalleler, mahremiyeti yok ediyor, hele ki apartmanlarda yaşıyorsan. Benim evim, 50 metrekare bir daire, ama komşuların sesi duvarlardan geçiyor, geceleri uyuyamıyorum. Geçen yaz, temmuz ayında, balkonda oturup ferahlamak istedim, ama etraftaki gürültüden kitap bile okuyamadım, o sırada evdeki halıları süpürmek aklıma gelmedi. Temizlik açısından, bu stres yüzünden hatalar yapıyorum, mesela geçen ay bulaşık makinesini yanlış doldurdum, Fairy tableti yetmedi, her şey leke kaldı. İstanbul'da yaşamak, sanki sürekli bir yarış gibi, her gün yeni bir zorlukla karşılaşıyorsun.
Pahalılık sadece gıdaya değil, her şeye yansıyor. Mesela, geçen ay evimdeki perdeleri yıkadım, Ace beyazlatıcı kullandım, 20 liraya mal oldu, ama su faturası 400 lirayı görünce şaşırdım. 2019'da, ilk taşındığımda, haftada iki kez genel temizlik yapardım, ama şimdi sadece pazar günleri, 2 saat ayırabiliyorum. Bu rutinde, banyo fayanslarını fırçalamak için Colgate diş macununu kullanıyorum, ucuz bir hile ama işe yarıyor, ama trafikten yorgun dönünce atlıyorum. Şehirde dolaşmak bile zor, geçen hafta sonu Moda'ya gittim, park etmek için 1 saat aradım, sonunda eve dönüp hiçbir şey yapmadan oturdum.
Ev bakımı için pratik bilgilerim var, ama İstanbul'un temposu hepsini bozuyor. Mesela, 2022'de bir arkadaşımın tavsiyesiyle, pencere pervazlarına tuz serpiyorum, böcekleri uzak tutmak için, ama trafik sesinden uyuyamayınca ne fayda. Marketlerde, Bim'den alışveriş yapıyorum, bir kova çamaşır suyu 15 liraya geliyor, ama fiyatlar her ay artıyor, sanki her şey bir oyuna dönüşmüş. Bu şehirde, temiz bir ev hayal etmek bile lüks, her gün yeni bir lekeyle mücadele ediyorsun.
Trafik dışında, hava kirliliği en sinir bozucu kısım. Ben, geçen kış, ocak ayında, balkonda kuruttuğum çamaşırları içeri almak zorunda kaldım, çünkü her şey simsiyah olmuştu. Ev temizliğinde, Domestos kullanıyorum, tuvalet için, 10 liralık şişesi bir ay dayanıyor, ama pahalı olunca sulandırıyorum, etkisi azalıyor. İstanbul'da yaşamak, sanki bir döngü, her sabah aynı kargaşa, akşam aynı yorgunluk. Benim gibi leke avcısı biri için, bu zorluklar evi bakımsız bırakıyor, her hafta sonu toparlamaya çalışıyorum.
Mahallelerdeki gürültü, dinlenmeyi imkansız kılıyor. 2023'te, yaz başında, evime yeni bir süpürge aldım, Philips marka, 500 liraya, ama komşuların partileri yüzünden kullanamıyorum. Pratik olarak, ben her zaman mutfak tezgahını sirkeyle siliyorum, ama bu şehirde vakit bulmak zor. Geçen ay, eylül ayında, bir arkadaşımı ziyaret ettim, Üsküdar'da, evi toz içindeydi, benzer dertlerden bahsetti, ama ben kendi deneyimlerimi anlatınca anladı. İstanbul'un zorluğu, sadece dışarıda değil, evde de hissediliyor, her leke bir anı gibi kalıyor.
Son zamanlarda, kira artışları canımı sıkıyor. Benim dairem, geçen sene 2500 liraydı, bu yıl 3000 oldu, üstüne faturalar eklenince bütçe sarsılıyor. Temizlik malzemelerini almak için, her ay Carrefour'dan alışveriş yapıyorum, bir sepet 200 lirayı buluyor, ama evi temiz tutmak şart. 2017'de, ilk taşındığımda, her şeyi düzenli yapardım, ama şimdi sadece acil durumlara odaklanıyorum. Bu şehirde, yaşamak bir mücadele, her gün yeni bir zorlukla başa çıkıyorsun. Benim için, en zor kısım bu sürekli koşturmacanın ev huzurunu yok etmesi.
Geçen yıl, ocak ayında, Kadıköy'deki evime taşındım, kira 2500 liraydı ama bir ay sonra elektrik faturası 500 lirayı buldu, sanki her şey zam yağmuruna tutulmuş. Market alışverişini pazar günü Bağdat Caddesi'nden yapıyorum, bir poşet meyve sebze için 150 lira veriyorum, üstelik yarısı ertesi gün bozuluyor. Bu pahalılık, ev bakımı rutnimi altüst etti, mesela deterjan almak için ucuz marketleri tercih ediyorum, ama kalitesiz olunca lavabo lekelerini çıkarmak saatler alıyor. Annemden öğrendiğim gibi, sirke ve limonu karıştırıp temizlik yapardım, ama şimdi zamanım yok, her şey aceleye geliyor.
Trafik sadece yolları değil, hayatı da yavaşlatıyor. 2020'de, pandemi döneminde, evden çalışıyordum, ama internet kesintileri yüzünden saatlerce uğraşıyorum, o sırada tozlar birikiyor. Bir keresinde, Taksim'de bir arkadaşımın evine gitmek için yola çıktım, saat 5'te binmiştim arabaya, ama 2 saat sonra hâlâ Beşiktaş'taydım, eve döndüğümde mutfak darmadağın olmuştu. Pratik bilgi olarak, ben her zaman pencere kenarına nemli bez koyuyorum, ama bu şehrin kirli havası yüzünden her hafta siliyorum, yoksa her şey gri bir tabaka altında kalıyor. Marka olarak, Ariel deterjanı kullanıyorum, 5 litrelik bidonu 100 liraya alıyorum, ama fiyatlar artınca daha az sık kullanıyorum.
Kalabalık mahalleler, mahremiyeti yok ediyor, hele ki apartmanlarda yaşıyorsan. Benim evim, 50 metrekare bir daire, ama komşuların sesi duvarlardan geçiyor, geceleri uyuyamıyorum. Geçen yaz, temmuz ayında, balkonda oturup ferahlamak istedim, ama etraftaki gürültüden kitap bile okuyamadım, o sırada evdeki halıları süpürmek aklıma gelmedi. Temizlik açısından, bu stres yüzünden hatalar yapıyorum, mesela geçen ay bulaşık makinesini yanlış doldurdum, Fairy tableti yetmedi, her şey leke kaldı. İstanbul'da yaşamak, sanki sürekli bir yarış gibi, her gün yeni bir zorlukla karşılaşıyorsun.
Pahalılık sadece gıdaya değil, her şeye yansıyor. Mesela, geçen ay evimdeki perdeleri yıkadım, Ace beyazlatıcı kullandım, 20 liraya mal oldu, ama su faturası 400 lirayı görünce şaşırdım. 2019'da, ilk taşındığımda, haftada iki kez genel temizlik yapardım, ama şimdi sadece pazar günleri, 2 saat ayırabiliyorum. Bu rutinde, banyo fayanslarını fırçalamak için Colgate diş macununu kullanıyorum, ucuz bir hile ama işe yarıyor, ama trafikten yorgun dönünce atlıyorum. Şehirde dolaşmak bile zor, geçen hafta sonu Moda'ya gittim, park etmek için 1 saat aradım, sonunda eve dönüp hiçbir şey yapmadan oturdum.
Ev bakımı için pratik bilgilerim var, ama İstanbul'un temposu hepsini bozuyor. Mesela, 2022'de bir arkadaşımın tavsiyesiyle, pencere pervazlarına tuz serpiyorum, böcekleri uzak tutmak için, ama trafik sesinden uyuyamayınca ne fayda. Marketlerde, Bim'den alışveriş yapıyorum, bir kova çamaşır suyu 15 liraya geliyor, ama fiyatlar her ay artıyor, sanki her şey bir oyuna dönüşmüş. Bu şehirde, temiz bir ev hayal etmek bile lüks, her gün yeni bir lekeyle mücadele ediyorsun.
Trafik dışında, hava kirliliği en sinir bozucu kısım. Ben, geçen kış, ocak ayında, balkonda kuruttuğum çamaşırları içeri almak zorunda kaldım, çünkü her şey simsiyah olmuştu. Ev temizliğinde, Domestos kullanıyorum, tuvalet için, 10 liralık şişesi bir ay dayanıyor, ama pahalı olunca sulandırıyorum, etkisi azalıyor. İstanbul'da yaşamak, sanki bir döngü, her sabah aynı kargaşa, akşam aynı yorgunluk. Benim gibi leke avcısı biri için, bu zorluklar evi bakımsız bırakıyor, her hafta sonu toparlamaya çalışıyorum.
Mahallelerdeki gürültü, dinlenmeyi imkansız kılıyor. 2023'te, yaz başında, evime yeni bir süpürge aldım, Philips marka, 500 liraya, ama komşuların partileri yüzünden kullanamıyorum. Pratik olarak, ben her zaman mutfak tezgahını sirkeyle siliyorum, ama bu şehirde vakit bulmak zor. Geçen ay, eylül ayında, bir arkadaşımı ziyaret ettim, Üsküdar'da, evi toz içindeydi, benzer dertlerden bahsetti, ama ben kendi deneyimlerimi anlatınca anladı. İstanbul'un zorluğu, sadece dışarıda değil, evde de hissediliyor, her leke bir anı gibi kalıyor.
Son zamanlarda, kira artışları canımı sıkıyor. Benim dairem, geçen sene 2500 liraydı, bu yıl 3000 oldu, üstüne faturalar eklenince bütçe sarsılıyor. Temizlik malzemelerini almak için, her ay Carrefour'dan alışveriş yapıyorum, bir sepet 200 lirayı buluyor, ama evi temiz tutmak şart. 2017'de, ilk taşındığımda, her şeyi düzenli yapardım, ama şimdi sadece acil durumlara odaklanıyorum. Bu şehirde, yaşamak bir mücadele, her gün yeni bir zorlukla başa çıkıyorsun. Benim için, en zor kısım bu sürekli koşturmacanın ev huzurunu yok etmesi.
00