İstanbul'da en zor tarafı, evde temizlik denen bir savaş haline gelmesi. Ben 2018'den beri Kadıköy'de oturuyorum, pencereyi açınca içeri giren toz bulutu, ertesi gün mobilyaları silmek zorunda bırakıyor. Geçen ay, sadece balkondaki çiçekleri suladıktan sonra yerleri tekrar sildim, çünkü trafik tozu her şeyi kaplamış. Odamda bir Bosch elektrikli süpürge kullanıyorum, haftada iki kez çalıştırıyorum ama şehrin havası yüzünden faydasız. Su faturası zaten yüksek, bir de kesintilerle uğraşınca banyo temizliği ayrı bir eziyet. Mesela geçen yaz, üç gün su kesildi, lavabolarda biriken kireci çıkarmak için bir şişe Cif harcadım, ama o sıcakta motivasyon sıfır. Evde rahat etmek istiyorsan, her akşam yastığını silmek bile standart oluyor. Komşu apartmanların inşaat gürültüsüyle uyanınca, temizlik rutini daha da uzuyor, sanki hiç bitmeyecek. Beşiktaş'taki eski evimde, her pazar pencere pervazlarını silerdim, ama İstanbul'un nemi her şeyi yapış yapış ediyor. Marketten aldığım deterjanlar, ucuz markalar olsa bile yetmiyor, bir kutu 50 liraya çıkıyor. Bu şehirde yaşamak, temiz bir köşe bulmak için sürekli mücadele demek, özellikle de yazın toz fırtınaları başladığında. Bir keresinde, Moda sahilinde yürüyüşten dönünce ayakkabılarımı silmeden eve girmeyi denedim, ertesi gün halıdaki izleri çıkarmak iki saat aldı. Kısacası, İstanbul'un temposu evini temiz tutmayı bir işe dönüştürüyor, ama ben hala deniyorum. Trafik dışında, bu kirli hava en çok canımı sıkıyor. Geçen kış, klima filtrelerini değiştirdim, markası Samsung, ama hava kirliliği yüzünden her ay temizlemek gerekiyor. Bu, sadece benim gözlemim, ama gerçek.
00