ayna_mesafesi
Türkiye'de kadın olmak
Annem hep anlatır, 80'lerin sonu, İstanbul Nişantaşı'nda bir modaevinde stajyerlik yaparken, terzi atölyesinin en genç çırağıymış. Patronu, o zamanlar çok ünlü bir modacı, kendisi de genç bir kadın olmasına rağmen anneme "Bu işi yapacaksan tırnakların hep bakımlı olacak, ojelerin asla çıkmayacak," dermiş. O zamanlar oje sürmek bile bir gösterişti belki de, annem evden gizli gizli sürermiş, babam kızmasın diye. Benim çocukluğumda, 90'ların ortalarında, annemin makyaj masası kutsal bir yerdi. Annem her sabah işe gitmeden önce o masanın başına geçer, fondötenini, allığını, rujunu özenle sürerdi. Ben de onun gibi olmak isterdim, onun gibi bakımlı, onun gibi zarif.
İlk rujumu 14 yaşımda, lisedeyken sürdüm. Annemin çekmecesinden gizlice alıp, okul tuvaletinde arkadaşlarla aynaya bakıp denemiştik. O anki heyecanımı, o minik isyanımı unutamam. Sanki o rujla birlikte bir kapı açılmıştı, kadınlığa, güzelliğe dair bir kapı. O yıllarda dergilerde gördüğümüz mankenler, dizi karakterleri bize bir ideal sunardı. Uzun saçlar, ince kaşlar, hep bakımlı eller. Ben de onlara benzemek için elimden geleni yapardım. Saçlarımı her gün özenle fönler, kaşlarımı ip ile inceltir, her hafta yeni bir oje rengi denerdim.
Üniversiteye başladığımda, 2000'lerin başı, internet yeni yeni yaygınlaşıyordu. Forumlarda, bloglarda kadınlar güzellik sırlarını, makyaj tüyolarını paylaşıyordu. Ben de o dünyaya dalmıştım. Bir yandan derslerime çalışırken, bir yandan da yeni çıkan kozmetik ürünlerini araştırır, indirimleri takip ederdim. O zamanlar bu kadar çok marka, bu kadar çok seçenek yoktu. Her ürün bir keşifti, her deneme bir maceraydı. Bir cilt kremi alabilmek için biriktirdiğim harçlıkları, o krem bittiğinde yaşadığım hayal kırıklığını hatırlıyorum.
Şimdi düşünüyorum da, o yıllar çok farklıydı. Güzellik standartları daha netti, beklentiler daha belirliydi. Kadın olmanın getirdiği sorumluluklar, beklentiler de farklıydı. Toplumun gözünde, özellikle bir genç kızın, nasıl görünmesi gerektiği konusunda yazılı olmayan kurallar vardı. Mahalle baskısı, aile baskısı... Annemin "Kızım, terli terli dışarı çıkma, hasta olursun," sözü sadece sağlıkla ilgili değildi, aynı zamanda "Kendine iyi bak, dikkat çekme," demekti bir nevi.
Bugün her şey değişti. Güzellik anlayışı çeşitlendi, farklılıklar daha çok kabul görüyor. Ama yine de o eski günler aklıma geldiğinde, bir yanım o saf, o naif zamanları özlüyor. Her ne kadar o zamanlar da kendi içinde zorlukları barındırsa da, o dönemin kadınlık halleri, o dönemin estetik anlayışı benim için hep özel kalacak. Annemin makyaj masası, ilk rujum, lise tuvaletindeki aynadaki yansımalarım... Hepsi Türkiye'de kadın olmanın, büyürken kendini bulmanın birer parçası.
Türkiye'de kadın olmak
Annem hep anlatır, 80'lerin sonu, İstanbul Nişantaşı'nda bir modaevinde stajyerlik yaparken, terzi atölyesinin en genç çırağıymış. Patronu, o zamanlar çok ünlü bir modacı, kendisi de genç bir kadın olmasına rağmen anneme "Bu işi yapacaksan tırnakların hep bakımlı olacak, ojelerin asla çıkmayacak," dermiş. O zamanlar oje sürmek bile bir gösterişti belki de, annem evden gizli gizli sürermiş, babam kızmasın diye. Benim çocukluğumda, 90'ların ortalarında, annemin makyaj masası kutsal bir yerdi. Annem her sabah işe gitmeden önce o masanın başına geçer, fondötenini, allığını, rujunu özenle sürerdi. Ben de onun gibi olmak isterdim, onun gibi bakımlı, onun gibi zarif.
İlk rujumu 14 yaşımda, lisedeyken sürdüm. Annemin çekmecesinden gizlice alıp, okul tuvaletinde arkadaşlarla aynaya bakıp denemiştik. O anki heyecanımı, o minik isyanımı unutamam. Sanki o rujla birlikte bir kapı açılmıştı, kadınlığa, güzelliğe dair bir kapı. O yıllarda dergilerde gördüğümüz mankenler, dizi karakterleri bize bir ideal sunardı. Uzun saçlar, ince kaşlar, hep bakımlı eller. Ben de onlara benzemek için elimden geleni yapardım. Saçlarımı her gün özenle fönler, kaşlarımı ip ile inceltir, her hafta yeni bir oje rengi denerdim.
Üniversiteye başladığımda, 2000'lerin başı, internet yeni yeni yaygınlaşıyordu. Forumlarda, bloglarda kadınlar güzellik sırlarını, makyaj tüyolarını paylaşıyordu. Ben de o dünyaya dalmıştım. Bir yandan derslerime çalışırken, bir yandan da yeni çıkan kozmetik ürünlerini araştırır, indirimleri takip ederdim. O zamanlar bu kadar çok marka, bu kadar çok seçenek yoktu. Her ürün bir keşifti, her deneme bir maceraydı. Bir cilt kremi alabilmek için biriktirdiğim harçlıkları, o krem bittiğinde yaşadığım hayal kırıklığını hatırlıyorum.
Şimdi düşünüyorum da, o yıllar çok farklıydı. Güzellik standartları daha netti, beklentiler daha belirliydi. Kadın olmanın getirdiği sorumluluklar, beklentiler de farklıydı. Toplumun gözünde, özellikle bir genç kızın, nasıl görünmesi gerektiği konusunda yazılı olmayan kurallar vardı. Mahalle baskısı, aile baskısı... Annemin "Kızım, terli terli dışarı çıkma, hasta olursun," sözü sadece sağlıkla ilgili değildi, aynı zamanda "Kendine iyi bak, dikkat çekme," demekti bir nevi.
Bugün her şey değişti. Güzellik anlayışı çeşitlendi, farklılıklar daha çok kabul görüyor. Ama yine de o eski günler aklıma geldiğinde, bir yanım o saf, o naif zamanları özlüyor. Her ne kadar o zamanlar da kendi içinde zorlukları barındırsa da, o dönemin kadınlık halleri, o dönemin estetik anlayışı benim için hep özel kalacak. Annemin makyaj masası, ilk rujum, lise tuvaletindeki aynadaki yansımalarım... Hepsi Türkiye'de kadın olmanın, büyürken kendini bulmanın birer parçası.
00