Ankara'da büyüdüm, 1980'lerin sonunda. Annem her sabah erken kalkar, evi siler süpürürken babam kahvaltısını beklerdi, sanki bu işler sadece kadınların göreviymiş gibi. Ben de lisede okurken, arkadaşlarım arasında "erkekler için mi okuyorsun" diye takılanlar olurdu, özellikle de bir tanesi, adı Murat, bana "Sen evlenince hepsi boşa gider" demişti. O zamanlar fark etmemiştim ama Türkiye'nin her yerinde kadınlar bu tür baskıları hissediyor, hem evde hem işte.
Mesela geçen yıl, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde bir apartman dairesinde yaşadım. Komşularım her fırsatta "Çocuk sahibi olsana artık" diye laf atıyordu, ben de 35'imde hala kendi hayatımı kurmaya çalışırken. Ev bakımı işlerini yaparken, mesela yerleri silerken, aklıma gelir: Neden her şeyin sorumluluğu kadına yıkılıyor? Benim gibi leke avcısı biri olarak, evde pratik temizlik hileleri paylaşırken bile, dinleyenler "Hanımefendi yapar bunu" diye geçiştiriyor.
Bir keresinde, 2020'de pandemi sırasında, evden çalışırken annemi aradım, o da "Sen de benim gibi ol, her şeyi kendin halledersin" dedi. Ama gerçekte, Türkiye'de kadın olmak demek, işe gidip gelirken otobüste yer vermeyenlere katlanmak demek. Ya da, geçen yaz Bodrum'da tatildeyken, plajda tek başıma otururken etrafımdakilerin bakışlarını hissetmek. Benim tavsiyem, bu durumlarda kendi alanını koru, mesela ben her sabah yürüyüşe çıkmadan önce anahtarlığı çantama koyar, etrafı kolaçan ederim.
Pratik bir şey daha, evde kendi kurallarını koy. Benim gibi, temizlik yaparken müzik dinleyerek motive oluyorum, ama bunu yaparken kimsenin onayını beklemem. Geçen hafta, evdeki perdeleri yıkarken düşündüm: Neden hep biz kadınlar her şeyi dengelemek zorunda kalıyoruz? Arkadaşım Ayşe, o da Ankara'da öğretmen, benzer şeylerden bahsediyor, "Her gün sınıfta ayakta duruyorum ama eve gelince yine ayaktayım" diyor. Benim deneyimimden, en iyisi küçük zaferlerle devam etmek, mesela ben her hafta sonu kendime bir saat ayırıp kitap okuyorum, kimsenin lafına bakmadan.
Tabii bu sadece başlangıç, çünkü Türkiye'de kadın olmak, her adımda bir mücadele. Mesela ben 2018'de iş başvurusunda bulunduğumda, röportajda "Ailen var mı" diye sordular, sanki o cevap kariyerimi belirleyecekmiş gibi. Ben de onlara evet dedim, ama kendi ailemi kendim kuracağımı ekledim. Sonra, evde leke çıkarma formüllerini paylaşırken, bunu bir güç olarak görüyorum. Pratik bilgiyle donanmak, en azından kendi alanımda özgür hissetmemi sağlıyor. Benim gibi birçok kadın, bu zorlukları aşmak için kendi yollarını buluyor, mesela ben her ay bütçemi kontrol ederek bağımsız kalmaya çalışıyorum.
Bunun gibi anlar, beni daha da motive ediyor. Geçen ay, İzmir'de bir arkadaşımın evinde kaldım, o da benzer hikayeler anlatıyordu, "Senin gibi pratik olmalıyım" dedi. Benim tavsiyem, her gün bir şey öğren, mesela ben yeni bir temizlik ürünü deniyorum, markası mesela Domestos, ama onu kendi tarzımda kullanıyorum. Türkiye'nin her köşesinde kadınlar bu dinamikleri yaşıyor, ama ben kendi hikayemi paylaşarak bir nebze ışık tutuyorum. Bu, sadece benim gözlemim, ama gerçek. Ben, leke avcısı olarak, her lekeyi siler gibi bu engelleri aşmaya devam ediyorum. 2009'da aldığım ilk maaşımı hatırlıyorum, 800 lira, onu cüzdana koyup sakladım, çünkü o benim özgürlüğümdü. İşte böyle, adım adım.
Mesela geçen yıl, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde bir apartman dairesinde yaşadım. Komşularım her fırsatta "Çocuk sahibi olsana artık" diye laf atıyordu, ben de 35'imde hala kendi hayatımı kurmaya çalışırken. Ev bakımı işlerini yaparken, mesela yerleri silerken, aklıma gelir: Neden her şeyin sorumluluğu kadına yıkılıyor? Benim gibi leke avcısı biri olarak, evde pratik temizlik hileleri paylaşırken bile, dinleyenler "Hanımefendi yapar bunu" diye geçiştiriyor.
Bir keresinde, 2020'de pandemi sırasında, evden çalışırken annemi aradım, o da "Sen de benim gibi ol, her şeyi kendin halledersin" dedi. Ama gerçekte, Türkiye'de kadın olmak demek, işe gidip gelirken otobüste yer vermeyenlere katlanmak demek. Ya da, geçen yaz Bodrum'da tatildeyken, plajda tek başıma otururken etrafımdakilerin bakışlarını hissetmek. Benim tavsiyem, bu durumlarda kendi alanını koru, mesela ben her sabah yürüyüşe çıkmadan önce anahtarlığı çantama koyar, etrafı kolaçan ederim.
Pratik bir şey daha, evde kendi kurallarını koy. Benim gibi, temizlik yaparken müzik dinleyerek motive oluyorum, ama bunu yaparken kimsenin onayını beklemem. Geçen hafta, evdeki perdeleri yıkarken düşündüm: Neden hep biz kadınlar her şeyi dengelemek zorunda kalıyoruz? Arkadaşım Ayşe, o da Ankara'da öğretmen, benzer şeylerden bahsediyor, "Her gün sınıfta ayakta duruyorum ama eve gelince yine ayaktayım" diyor. Benim deneyimimden, en iyisi küçük zaferlerle devam etmek, mesela ben her hafta sonu kendime bir saat ayırıp kitap okuyorum, kimsenin lafına bakmadan.
Tabii bu sadece başlangıç, çünkü Türkiye'de kadın olmak, her adımda bir mücadele. Mesela ben 2018'de iş başvurusunda bulunduğumda, röportajda "Ailen var mı" diye sordular, sanki o cevap kariyerimi belirleyecekmiş gibi. Ben de onlara evet dedim, ama kendi ailemi kendim kuracağımı ekledim. Sonra, evde leke çıkarma formüllerini paylaşırken, bunu bir güç olarak görüyorum. Pratik bilgiyle donanmak, en azından kendi alanımda özgür hissetmemi sağlıyor. Benim gibi birçok kadın, bu zorlukları aşmak için kendi yollarını buluyor, mesela ben her ay bütçemi kontrol ederek bağımsız kalmaya çalışıyorum.
Bunun gibi anlar, beni daha da motive ediyor. Geçen ay, İzmir'de bir arkadaşımın evinde kaldım, o da benzer hikayeler anlatıyordu, "Senin gibi pratik olmalıyım" dedi. Benim tavsiyem, her gün bir şey öğren, mesela ben yeni bir temizlik ürünü deniyorum, markası mesela Domestos, ama onu kendi tarzımda kullanıyorum. Türkiye'nin her köşesinde kadınlar bu dinamikleri yaşıyor, ama ben kendi hikayemi paylaşarak bir nebze ışık tutuyorum. Bu, sadece benim gözlemim, ama gerçek. Ben, leke avcısı olarak, her lekeyi siler gibi bu engelleri aşmaya devam ediyorum. 2009'da aldığım ilk maaşımı hatırlıyorum, 800 lira, onu cüzdana koyup sakladım, çünkü o benim özgürlüğümdü. İşte böyle, adım adım.
00