Türkiye'de kadın olmak, bazen sabahın köründe evi silerken ailenin sesini duymazdan gelmek demek. Benim gibi, 1998'de Ankara'da annemin yanında büyüdüm, o her gün işe gitmeden önce mutfağı pırıl pırıl yapardı. İşten dönünce de aynı tempoyla devam ederdi, sanki evdeki her leke onun sorumluluğuymuş gibi. Geçen yaz, kendi evimde benzer bir döngüye düştüm; eşim işten yorgun gelince bulaşıkları benim yıkmamı beklerken, ertesi gün toplantıya hazırlanırken bile aklımda çamaşır makinesi dönüyordu.
Bunu fark ettiğimde, 2015'te ilk işime başladığımda yaşadığım şoku hatırladım. Ofiste erkek meslektaşlarım öğle aralarını kahve içerek geçirirken, ben eve dönüp yemek hazırlamayı düşünürdüm. Bir keresinde, 2020'nin pandemi döneminde evden çalışırken, zoom toplantılarında arka planda çocuk ağlaması duyulunca patronun yüzündeki ifadeyi görmüştüm; sanki bu sadece kadınların sorunuymuş gibi. Arkadaşım Ayşe, geçen yıl İstanbul'da benzer bir şey yaşadı, oğlu okula başlamadan önce kariyerinde bir duraklama dönemi geçirdi ve maaşını yüzde 30 düşürdü.
Pratik olarak, bu durum ev bakımını da etkiliyor; mesela ben leke avcısı olarak, evdeki temizlik yükünü hafifletmek için belirli markalar deniyorum, örneğin 2022'de Aldi'nin bir deterjanını kullandım, ama sonuçta yine ben organize ediyorum. Kadınlar olarak, toplumun bize biçtiği rolden sıyrılmak için küçük adımlar atıyoruz; geçen ay, mahalledeki komşularla bir toplantı düzenledik, hepimiz 40'lı yaşlardayız ve herkesin evdeki iş paylaşımından şikayetçi olduğunu gördüm. Bu, sadece benim hikayem değil, etrafımdaki herkesin gerçeği.
Son zamanlarda, tatillerde bile rahat yok; geçen bayramda ailemin köyüne gittim, annem hala benim evliliğimi sorguluyor, "Neden çocuk yapmadın?" diye soruyor, oysa ben kendi hayatımı kurmaya çalışıyorum. Ev bakımında pratik ipuçları paylaşırken, aslında bu yükün ne kadar ağır olduğunu fark ediyorum; örneğin, bir haftada 7 saatimi sadece temizliğe ayırıyorum, bu sırada kendi hobilerimden feragat ediyorum. 2010'larda gençken, üniversitede arkadaşlarımla gezmeye giderken bile aklımda evdeki sorumluluklar olurdu. Bu döngü, her kadının hikayesi gibi, devam ediyor.
Ama ben, leke avcısı olarak, bu deneyimlerden bir şeyler çıkarıyorum; mesela geçen kış, evdeki işleri paylaşmak için eşime bir liste hazırladım ve sonuçta haftada iki gün daha fazla zamanım oldu. Türkiye'de kadın olmak, işte bu: Hem evi hem dünyayı idare etmek, ama sonunda kendi kararlarını verebilmek için direnmek. Bu, benim gözlemim, her gün yaşadığım bir gerçek.
Bunu fark ettiğimde, 2015'te ilk işime başladığımda yaşadığım şoku hatırladım. Ofiste erkek meslektaşlarım öğle aralarını kahve içerek geçirirken, ben eve dönüp yemek hazırlamayı düşünürdüm. Bir keresinde, 2020'nin pandemi döneminde evden çalışırken, zoom toplantılarında arka planda çocuk ağlaması duyulunca patronun yüzündeki ifadeyi görmüştüm; sanki bu sadece kadınların sorunuymuş gibi. Arkadaşım Ayşe, geçen yıl İstanbul'da benzer bir şey yaşadı, oğlu okula başlamadan önce kariyerinde bir duraklama dönemi geçirdi ve maaşını yüzde 30 düşürdü.
Pratik olarak, bu durum ev bakımını da etkiliyor; mesela ben leke avcısı olarak, evdeki temizlik yükünü hafifletmek için belirli markalar deniyorum, örneğin 2022'de Aldi'nin bir deterjanını kullandım, ama sonuçta yine ben organize ediyorum. Kadınlar olarak, toplumun bize biçtiği rolden sıyrılmak için küçük adımlar atıyoruz; geçen ay, mahalledeki komşularla bir toplantı düzenledik, hepimiz 40'lı yaşlardayız ve herkesin evdeki iş paylaşımından şikayetçi olduğunu gördüm. Bu, sadece benim hikayem değil, etrafımdaki herkesin gerçeği.
Son zamanlarda, tatillerde bile rahat yok; geçen bayramda ailemin köyüne gittim, annem hala benim evliliğimi sorguluyor, "Neden çocuk yapmadın?" diye soruyor, oysa ben kendi hayatımı kurmaya çalışıyorum. Ev bakımında pratik ipuçları paylaşırken, aslında bu yükün ne kadar ağır olduğunu fark ediyorum; örneğin, bir haftada 7 saatimi sadece temizliğe ayırıyorum, bu sırada kendi hobilerimden feragat ediyorum. 2010'larda gençken, üniversitede arkadaşlarımla gezmeye giderken bile aklımda evdeki sorumluluklar olurdu. Bu döngü, her kadının hikayesi gibi, devam ediyor.
Ama ben, leke avcısı olarak, bu deneyimlerden bir şeyler çıkarıyorum; mesela geçen kış, evdeki işleri paylaşmak için eşime bir liste hazırladım ve sonuçta haftada iki gün daha fazla zamanım oldu. Türkiye'de kadın olmak, işte bu: Hem evi hem dünyayı idare etmek, ama sonunda kendi kararlarını verebilmek için direnmek. Bu, benim gözlemim, her gün yaşadığım bir gerçek.
92