2021’de İstanbul’dan Edirne’nin bir köyüne taşınan aklıevvelim burada. Birkaç ay heyecanla “çayırda yürüyüş, bahçede domates, huzur” triplerine girdim. Sonra mart ayı geldi, rüzgar camı titretiyor, köyde market 17.30’da kapatıyor, bir paket makarna almak için 20 km gitmek gerekiyor. Akşam 8’den sonra dışarıda tek ses köpek havlaması. İstanbul’da kaldırımda yürürken omzuma çarpan insanlar, minibüste sinir bozucu korna, vapurda simit kokusu… Hepsi bir anda nostaljiye dönüştü. Megakentten kaçınca huzur bulacağım sandım, bulamadım. Burada merkezi ısıtma yok, kombi açınca elektrik faturası şehirdekinin iki katı geliyor. “Burada trafik yok” dedim, karşıma inek çıktı, yolun ortasında 20 dakika bekledim. Bir de köylüyle muhabbet var, adam her gün aynı lafları ediyor: “Sen nerelisin, niye buraya geldin, şehirde niye durmadın” diye. Sırf hava temiz diye insan kendi kendine konuşmaya başlıyor. Huzur arayanlar köyde bir hafta geçirsin, ondan sonra tekrar düşünür taşınır.
40