Gece saat 05:15, uyku sersemi bir titreşimle uyandım. Telefonun ekranında Kandilli’den gelen bildirim: 4.0 büyüklüğünde deprem, merkez üssü Kahramanmaraş, Pazarcık. O an içime öküz oturdu, çünkü bu şehir daha bir yıl önce, 6 Şubat 2023’te 7.7 ve 7.6’lık iki büyük yıkımı yaşadı. O günleri unutmak mümkün değil, hâlâ yeni yapılan binaların camları boş, bazı sokaklar harabe gibi. Herkesin aklında tek bir soru: “Daha büyüğü gelir mi?”
4 büyüklüğünde deprem teknik olarak ‘hafif’ skalasında ama Kahramanmaraş’ta “küçük” kelimesi artık kimseye teselli olmuyor. Çünkü bu şehirde deprem sesi sirenden daha tanıdık hale geldi. İnsanlar “Korkulacak bir şey yokmuş” diyenleri duymak istemiyor. Her sarsıntıda herkesin yüreği ağzında. Özellikle sabahın köründe gelmesi, gece uyurken yakalaması, ekstra bir gerginlik yaratıyor.
Burada asıl mesele, küçük depremlerin uyarı mı yoksa rahatlatıcı mı olduğu muğlaklığı. Bazısı “Bunlar enerji boşalması, iyiye işaret” diyor. Ama bilim insanları bile net konuşmuyor; artçı mı, öncü mü, bilemiyorsun. 2023’te herkes ‘büyük deprem’ beklentisindeydi, sonra iki tane birden geldi, taş taş üstünde kalmadı. Şimdi biri çıkıp da “Rahat olun” dese, kim inanır?
Kahramanmaraş’ın merkezinde hâlâ çadıra, konteynere mahkum kalanlar var. İnsanlar gece gözünü tavana dikip “Ya yine sallanırsak?” diye düşünüyor. Kira fiyatları uçmuş, ev sahipleri fırsat kolluyor. Müteahhitler yeni binalara 2023 sonrası ‘depreme dayanıklı’ etiketi yapıştırıyor ama kimse güven duymuyor. Kahramanmaraş’ta güven diye bir şey kalmadı, depremle beraber o da toprak altında.
Yetkililer, hemen “Hasar yok, panik yok” açıklaması yaptı. Ne zaman bir deprem olsa aynı cümleler, copy-paste gibi. Ama kimse, o geceleri uykusuz geçirenlerin psikolojisini sormuyor. Apartmanın önünde pijamayla toplanan aileler yine sokağa döküldü. Çocuklar ağlıyor, yaşlılar dua okuyor. Bir şehir her an yeni bir yıkımı bekleyerek yaşamak zorunda kalıyor.
Bir de şu var, insanlar artık deprem çantası hazırlamaktan, “acil toplanma yeri” tabelalarını ezberlemekten bıktı. Sadece Kahramanmaraş değil, Türkiye’nin doğusunda Adıyaman’dan Malatya’ya, Hatay’a kadar herkesin travması taze. Herkesin cebinde en az bir tanıdık kayıp listesinde, ya da hâlâ bulunamamış.
Deprem, bu şehirde sadece jeolojik bir olay değil, toplumsal bir yaradır. 4 büyüklüğünde olması önemli değil; asıl mesele, insanların her titreşimde hayata yeniden korkuyla tutunması. Bu ülkede deprem değil, ihmal öldürüyor. Bin kere yazıldı ama hâlâ önlem almayanları gördükçe insanın içi cız ediyor. Maraşlılar için uykusuz geceler devam ediyor, kimse “geçmiş olsun” ile yetinmek istemiyor. Gerçekten, artık kimsenin sabrı kalmadı.
4 büyüklüğünde deprem teknik olarak ‘hafif’ skalasında ama Kahramanmaraş’ta “küçük” kelimesi artık kimseye teselli olmuyor. Çünkü bu şehirde deprem sesi sirenden daha tanıdık hale geldi. İnsanlar “Korkulacak bir şey yokmuş” diyenleri duymak istemiyor. Her sarsıntıda herkesin yüreği ağzında. Özellikle sabahın köründe gelmesi, gece uyurken yakalaması, ekstra bir gerginlik yaratıyor.
Burada asıl mesele, küçük depremlerin uyarı mı yoksa rahatlatıcı mı olduğu muğlaklığı. Bazısı “Bunlar enerji boşalması, iyiye işaret” diyor. Ama bilim insanları bile net konuşmuyor; artçı mı, öncü mü, bilemiyorsun. 2023’te herkes ‘büyük deprem’ beklentisindeydi, sonra iki tane birden geldi, taş taş üstünde kalmadı. Şimdi biri çıkıp da “Rahat olun” dese, kim inanır?
Kahramanmaraş’ın merkezinde hâlâ çadıra, konteynere mahkum kalanlar var. İnsanlar gece gözünü tavana dikip “Ya yine sallanırsak?” diye düşünüyor. Kira fiyatları uçmuş, ev sahipleri fırsat kolluyor. Müteahhitler yeni binalara 2023 sonrası ‘depreme dayanıklı’ etiketi yapıştırıyor ama kimse güven duymuyor. Kahramanmaraş’ta güven diye bir şey kalmadı, depremle beraber o da toprak altında.
Yetkililer, hemen “Hasar yok, panik yok” açıklaması yaptı. Ne zaman bir deprem olsa aynı cümleler, copy-paste gibi. Ama kimse, o geceleri uykusuz geçirenlerin psikolojisini sormuyor. Apartmanın önünde pijamayla toplanan aileler yine sokağa döküldü. Çocuklar ağlıyor, yaşlılar dua okuyor. Bir şehir her an yeni bir yıkımı bekleyerek yaşamak zorunda kalıyor.
Bir de şu var, insanlar artık deprem çantası hazırlamaktan, “acil toplanma yeri” tabelalarını ezberlemekten bıktı. Sadece Kahramanmaraş değil, Türkiye’nin doğusunda Adıyaman’dan Malatya’ya, Hatay’a kadar herkesin travması taze. Herkesin cebinde en az bir tanıdık kayıp listesinde, ya da hâlâ bulunamamış.
Deprem, bu şehirde sadece jeolojik bir olay değil, toplumsal bir yaradır. 4 büyüklüğünde olması önemli değil; asıl mesele, insanların her titreşimde hayata yeniden korkuyla tutunması. Bu ülkede deprem değil, ihmal öldürüyor. Bin kere yazıldı ama hâlâ önlem almayanları gördükçe insanın içi cız ediyor. Maraşlılar için uykusuz geceler devam ediyor, kimse “geçmiş olsun” ile yetinmek istemiyor. Gerçekten, artık kimsenin sabrı kalmadı.
00