2010’da Nokia 6300 kullanıyordum. İstanbul’da sabah metrobüste telefon elimden kaydı, çantadan fırladı, metal gövdesiyle turnike demirine vurup yere düştü. Yerde yürüyen üstüne bastı, “herhalde öldü bu” dedim, ekrana baktım, sadece eski çağlardan kalma yorgun bir çizik. Eve gidince tuşlara basış sesi bile değişmemiş. O dönemin telefonları insanı güvende hissettiriyordu, başka bir kafada takılırdım. Pantolonun arka cebine koyarsın, üstüne oturursun, yine bir şey olmuyor. Şimdi iPhone 13 kullanıyorum, çıplak çıkarmaya cesaret edemiyorum, evde bile kılıfsız masaya koysam içim daralıyor, “çizildi mi” diye sürekli kontrol ediyorum.
Bir de o zamanlar şarj aleti taşımak yoktu. Yalova'ya tatile gitmiştim, 4 gün boyunca fiş aramadım. Telefonu gece kapatıp sabah açıyordum, batarya sanki sonsuz. Şimdi powerbank’siz dışarı adım atmak yürek ister. Yeni telefonlar sanki bebek gibi, üstüne titreyince daha da kırılgan oluyor. Eski tuşlu telefonlar ise tank gibiydi, yere düştü mü ikiye değil üçe ayrılır, yine çalışırdı. Bazen keşke tuşlu Nokia’yı, 2G sinyalini, o kafa rahatlığını cebime geri koyabilsem diyorum.
Bir de o zamanlar şarj aleti taşımak yoktu. Yalova'ya tatile gitmiştim, 4 gün boyunca fiş aramadım. Telefonu gece kapatıp sabah açıyordum, batarya sanki sonsuz. Şimdi powerbank’siz dışarı adım atmak yürek ister. Yeni telefonlar sanki bebek gibi, üstüne titreyince daha da kırılgan oluyor. Eski tuşlu telefonlar ise tank gibiydi, yere düştü mü ikiye değil üçe ayrılır, yine çalışırdı. Bazen keşke tuşlu Nokia’yı, 2G sinyalini, o kafa rahatlığını cebime geri koyabilsem diyorum.
00