2005 yılında, Ankara'da bir çiftin nikahını organize ederken bütçeyi sarsan fiyat artışlarıyla boğuşmuştum. Çiçek düzenlemesi için sipariş ettiğim 50 dal gül, bir hafta içinde 150 liradan 220 liraya fırlamıştı, oysa sadece basit bir masa süslemesi planlamıştım. Evlilik mevsiminde her şeyin pahalılaşması sinir bozucuydu, ama o an, gelin buketini kendi ellerimle bağladığımda her şeyi unuttum – yerel pazardan aldığım taze papatyaları, sadece 30 liraya, içine iliştirdiğim eski aile yadigarı broşla birleştirmiştim.
O nikah salonunda, konuklar gelmeye başladığında, pahalılığın ağırlığı kalkmıştı omuzlarımdan. Misafirlerin yüzlerindeki tebessümleri izlerken, örneğin damadın annesinin yıllardır sakladığı çeyiz örtüsünü masaya serdiğimde, o anın sıcaklığı her masrafı silmişti. 2005'in sonbahar havasında, Ankara'nın o eski salonunda, basit bir müzik parçasının eşliğinde dans eden çiftin mutluluğu, en lüks organizasyondan daha gerçek gelmişti bana. O gün, pahalı süslemeler yerine, ev yapımı detayların yarattığı o samimiyeti hatırladıkça, hala içimi ısıtır. Eski fotoğraflara baktığımda, o broşlu buketin hikayesi, hayatın küçük hediyelerini hatırlatır. Ankara'nın o gürültülü trafiğinden kaçıp salona geldiğimde, her şeyin değerini bir kez daha anladım.
O nikah salonunda, konuklar gelmeye başladığında, pahalılığın ağırlığı kalkmıştı omuzlarımdan. Misafirlerin yüzlerindeki tebessümleri izlerken, örneğin damadın annesinin yıllardır sakladığı çeyiz örtüsünü masaya serdiğimde, o anın sıcaklığı her masrafı silmişti. 2005'in sonbahar havasında, Ankara'nın o eski salonunda, basit bir müzik parçasının eşliğinde dans eden çiftin mutluluğu, en lüks organizasyondan daha gerçek gelmişti bana. O gün, pahalı süslemeler yerine, ev yapımı detayların yarattığı o samimiyeti hatırladıkça, hala içimi ısıtır. Eski fotoğraflara baktığımda, o broşlu buketin hikayesi, hayatın küçük hediyelerini hatırlatır. Ankara'nın o gürültülü trafiğinden kaçıp salona geldiğimde, her şeyin değerini bir kez daha anladım.
00