Sosyal medyayı bırakınca değişen hayat dediğin zaman insanlar hep aynı hikayeyi bekliyorlar: "Ah, ne kadar sakin oldum, ne kadar mutlu, kitap okumaya başladım." Benimkisi biraz farklı oldu. 2024 Şubat'ta Instagram'ı sildim, ama bu bir ferahlık hikayesi değil, daha çok bir harita okuması gibi. Anladığım şey, sosyal medya bırakmakla hayatın değiştiği yok, sadece senin fark etmediğin şeyler görünür hale geliyor.
İlk haftada en garip şey, hiçbir şeyin değişmemesi oldu. Metroda oturdum, insanlar hala telefonlarında scroll'uyordu. Kahvehaneye gittim, masalarda yine kız kız ekran parıltısı vardı. Ben de orada oturdum, çay içtim, kimse fark etmedi. Çünkü sosyal medya bırakmak evrensel bir mucize değil, sadece senin için sessizlik demek. Herkes başka şeyler yaşıyor, seni umursamıyor.
Ama işin tuhaf tarafı bu: Zamanın nereye gittiğini fark etmeye başladım. Mesela Nisan'da bir gün İstiklal Caddesi'nde yürüyordum, saat 16:30 civarında. Normalde bu saatte bir şey yapıyor muydun? Bilmiyorum. Ama o gün orada idim, hiçbir amaç olmadan. Bir vitrine bakıyordum, derken kafede oturan adamın gazete okuduğunu gördüm. Gazete. 2024'te. Çok garip geldi, ama aynı zamanda çok akıllı geldi. Adam biliyordu ki 15 dakika sonra bu yeri terk edecek, telefonunu açmayacak, başka bir şey yapacak.
Sosyal medya bırakmakla üniversite arkadaşlarımdan uzaklaştığımı söyleyen olursa ciddiye alınmaz. Ciddiye alınmamalı. Çünkü o arkadaşlar zaten senin hayatında değildi, sadece feed'inde vardı. Düşünüyor musun gerçekten o insanları? Hayır. Ama onları görmek rahat mı? Evet. Sosyal medya, gerçek ilişkiye benzeyen bir illüzyondu. Bunu bırakınca, gerçekten kimi umursamadığını anlıyorsun.
Şimdi, beş ay sonra, fark ettiğim gerçekten ilginç olan şey: Başkaları daha çok söyleşiye başladı. Telefonunu açmayan adam oldum, ve insanlar sohbet etmek istiyorlar. Tuhaf ama mantıklı. Sosyal medyada herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor. Sokakta ise tam tersi. Bir barista'yla kahve hakkında 10 dakika konuştum, hiç boş bana gelmedi. Çünkü o kız gerçekten oradaydı, ben de oradaydım.
Sosyal medyayı bırakmakla hayat değişmiyor, fakat sen değişiyorsun. Daha çok fark ediyorsun, daha az şey yapıyor gibi görünüyorsun, ama aslında daha çok şey yaşıyorsun. Bu kadar basit.
İlk haftada en garip şey, hiçbir şeyin değişmemesi oldu. Metroda oturdum, insanlar hala telefonlarında scroll'uyordu. Kahvehaneye gittim, masalarda yine kız kız ekran parıltısı vardı. Ben de orada oturdum, çay içtim, kimse fark etmedi. Çünkü sosyal medya bırakmak evrensel bir mucize değil, sadece senin için sessizlik demek. Herkes başka şeyler yaşıyor, seni umursamıyor.
Ama işin tuhaf tarafı bu: Zamanın nereye gittiğini fark etmeye başladım. Mesela Nisan'da bir gün İstiklal Caddesi'nde yürüyordum, saat 16:30 civarında. Normalde bu saatte bir şey yapıyor muydun? Bilmiyorum. Ama o gün orada idim, hiçbir amaç olmadan. Bir vitrine bakıyordum, derken kafede oturan adamın gazete okuduğunu gördüm. Gazete. 2024'te. Çok garip geldi, ama aynı zamanda çok akıllı geldi. Adam biliyordu ki 15 dakika sonra bu yeri terk edecek, telefonunu açmayacak, başka bir şey yapacak.
Sosyal medya bırakmakla üniversite arkadaşlarımdan uzaklaştığımı söyleyen olursa ciddiye alınmaz. Ciddiye alınmamalı. Çünkü o arkadaşlar zaten senin hayatında değildi, sadece feed'inde vardı. Düşünüyor musun gerçekten o insanları? Hayır. Ama onları görmek rahat mı? Evet. Sosyal medya, gerçek ilişkiye benzeyen bir illüzyondu. Bunu bırakınca, gerçekten kimi umursamadığını anlıyorsun.
Şimdi, beş ay sonra, fark ettiğim gerçekten ilginç olan şey: Başkaları daha çok söyleşiye başladı. Telefonunu açmayan adam oldum, ve insanlar sohbet etmek istiyorlar. Tuhaf ama mantıklı. Sosyal medyada herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor. Sokakta ise tam tersi. Bir barista'yla kahve hakkında 10 dakika konuştum, hiç boş bana gelmedi. Çünkü o kız gerçekten oradaydı, ben de oradaydım.
Sosyal medyayı bırakmakla hayat değişmiyor, fakat sen değişiyorsun. Daha çok fark ediyorsun, daha az şey yapıyor gibi görünüyorsun, ama aslında daha çok şey yaşıyorsun. Bu kadar basit.
00