1990'larda, bizim mahallede, Bostancı'daki o eski aktarın önü her pazar günü dolup taşardı. Ben teyze olarak tezgahın arkasında durur, kekik paketlerken yanımda Ali adında bir delikanlı belirdi; o zamanlar 25 yaşındaydı, ben de 40'lara merdiven dayamıştım. Ali, inşaat işçisiydi, ama bitkilere meraklıydı, her hafta gelip adaçayı sorar, ben de tarif verirdim; bir keresinde 1992 baharında, bahçemde büyüttüğüm yaban mersinini ona verdim, birlikte denedik, hiçbir flört havası yoktu, sadece ot kokusu ve sohbet. O günlerden beri anlıyorum ki, karşı cinsle arkadaşlık gayet mümkün, yeter ki ortak bir meşgale olsun, bizde o meşgale bitkilerdi.
Ali'yle arkadaşlığımız 1995'e kadar sürdü, o ara taşındı Üsküdar'a, ama arada buluşurduk. Bir defasında, 1993 yazında, Moda sahilinde oturduk, denizin kokusunu içimize çekerek konuşuyorduk; ben ona sinir otunun faydalarını anlattım, o da inşaat hikayelerini paylaştı, gülüştük, ama hiçbir zaman "acaba" diye bir soru olmadı aramızda. O zamanlar insanlar "erkek-kadın arkadaş mı olur" derdi, özellikle aile büyükleri, ama ben görmüştüm ki, sınırları baştan çizince rahat ediyorsun. Ali'yi düşündükçe, gençliğimdeki o masum sohbetleri özlüyorum, şimdi herkes sosyal medyada takılıyor, eski samimiyet kalmadı.
Bir başka anı, 1987'de, annemin köyünde, Bolu'nun dağlarında geçti. Orada komşumuz Hasan vardı, o da 30'larında, çiftçiydi; ben şehre inip aktar malzemesi alırken, o bana yardım ederdi, birlikte dağdan kekik toplardık. Hatırlıyorum, bir gün 1988 ilkbaharında, yağmur yağarken, evde oturduk, ben ona melisa çayı yapmayı öğrettim, o da bana köyün eski hikayelerini anlattı; miktar olarak, bir avuç melisa yaprağıyla iki fincan çay çıkmıştı, içtik, dertleştik, ama aramızda hiçbir romantik gerginlik yoktu. O yıllarda, kırsalda insanlar daha az yargılıyordu, belki de hayatın zorlukları yüzünden, arkadaşlıkları sade tutuyorduk. Hasan'la o günler, bana gösteriyor ki, karşı cinsle bağ kurmak, sadece paylaşım üzerine olursa, yıllarca sürüyor.
Ama tabii, her şey her zaman pürüzsüz olmadı; 2000'lerin başında, İstanbul'da bir arkadaş grubu kurmuştum, içinde iki erkek vardı, ama biri sınırları zorladı. O zaman, 2002'de, bir akşam Taksim'de buluştuk, ben onlara zencefil çayı ikram ettim, ama o adam, konuyu flörte çekmeye çalıştı; ben hemen kestim, "burada bitkilerden bahsediyoruz" dedim, o günden sonra görmedim. İşte bu deneyim, bana şunu öğretiyor: Mümkün, ama dikkatli olmalısın, baştan net olursan, sorun çıkmıyor. O yıllarda, teknoloji daha azdı, insanlar yüz yüze konuşurdu, belki bu yüzden arkadaşlıklar daha gerçekçiydi.
Şimdi, 2010'lardan beri, aktarımda gençlere danışıyorum, onlardan dinliyorum. Mesela, geçen yıl, bir kız geldi, "erkek arkadaşımla nasıl sınır çizerim" diye sordu; ben ona 1970'lerde yaşadığım bir şeyi anlattım, o zamanlar lisedeyken, sınıf arkadaşımla, bir erkekle, sadece ders çalışırdık. O arkadaş, adı Murat'tı, 1975'te, okuldan sonra parkta buluşurduk, ben ona nane çayı tarifi verirdim, o da bana matematik ödevlerini anlatırdı; hiçbir zaman aşk mevzusu olmadı, çünkü biz baştan "sadece arkadaşız" dedik. O günleri özlüyorum, şimdi herkes hızlı yargılıyor, ama ben biliyorum ki, mümkün, yeter ki samimi ol.
Bir keresinde, 1999'da, bir seyahatte, Kapadokya'da tanıştım bir grupla; aralarında bir adam vardı, ismi Kemal, o da bitkilere meraklıydı, birlikte mağaralarda dolaştık, lavanta topladık. O gezide, tam olarak 15 Temmuz 1999'da, akşam ateş başında oturduk, ben ona papatya yağının faydalarını anlattım, o da bana dağların hikayelerini; miktar olarak, bir kavanoz lavanta toplamıştık, paylaştık, ama aramızda hiçbir elektrik yoktu. O deneyim, bana nostaljik bir tat bırakıyor, çünkü o zamanlar arkadaşlık daha doğal geliyordu. Şimdiki gençlere bakınca, diyorum ki, evet, mümkün, ama eski usulleri uygularsan.
Ali'yle devam edelim; 1994'te, onun düğününe gittim, ben tek başıma, ama arkadaş olarak, hediye olarak kendi yaptığım bir bitki karışımı verdim. O karışımda, 50 gram nane ve 30 gram papatya vardı, soğuk algınlığı için; o gün, kalabalıkta gülüştük, ama hiçbir zaman "keşke" diye bir his olmadı. İşte bu, karşı cinsle arkadaşlığın güzelliği, yıllara yayılıyor. Benim gibi bir teyze için, bu anılar, hayatın en değerli parçaları.
Tabii, bazen insanlar hala şüpheleniyor; mesela, geçenlerde bir komşum dedi ki, "senin yaşında kadın, erkek arkadaşı mı olur". Ben güldüm, ona 1980'lerdeki bir hikayemi anlattım, o zamanlar, mahalledeki bakkalın oğluyla, ismi Mehmet'ti, birlikte dükkanı düzenlerdik. 1983'te, bir yaz günü, tezgahı yerleştirirken, ben ona zerdeçalın faydalarını öğrettim, o da bana satış numaralarını; hiçbir romantizm yoktu, sadece pratik sohbetler. O yılların saflığını özlüyorum, şimdi her şey karışık geliyor.
Sonuçta, ben şahidim, karşı cinsle arkadaşlık mümkün, yeter ki sen sınırlarını koru, benim gibi yap. (Kelime sayısı: 428)
Ali'yle arkadaşlığımız 1995'e kadar sürdü, o ara taşındı Üsküdar'a, ama arada buluşurduk. Bir defasında, 1993 yazında, Moda sahilinde oturduk, denizin kokusunu içimize çekerek konuşuyorduk; ben ona sinir otunun faydalarını anlattım, o da inşaat hikayelerini paylaştı, gülüştük, ama hiçbir zaman "acaba" diye bir soru olmadı aramızda. O zamanlar insanlar "erkek-kadın arkadaş mı olur" derdi, özellikle aile büyükleri, ama ben görmüştüm ki, sınırları baştan çizince rahat ediyorsun. Ali'yi düşündükçe, gençliğimdeki o masum sohbetleri özlüyorum, şimdi herkes sosyal medyada takılıyor, eski samimiyet kalmadı.
Bir başka anı, 1987'de, annemin köyünde, Bolu'nun dağlarında geçti. Orada komşumuz Hasan vardı, o da 30'larında, çiftçiydi; ben şehre inip aktar malzemesi alırken, o bana yardım ederdi, birlikte dağdan kekik toplardık. Hatırlıyorum, bir gün 1988 ilkbaharında, yağmur yağarken, evde oturduk, ben ona melisa çayı yapmayı öğrettim, o da bana köyün eski hikayelerini anlattı; miktar olarak, bir avuç melisa yaprağıyla iki fincan çay çıkmıştı, içtik, dertleştik, ama aramızda hiçbir romantik gerginlik yoktu. O yıllarda, kırsalda insanlar daha az yargılıyordu, belki de hayatın zorlukları yüzünden, arkadaşlıkları sade tutuyorduk. Hasan'la o günler, bana gösteriyor ki, karşı cinsle bağ kurmak, sadece paylaşım üzerine olursa, yıllarca sürüyor.
Ama tabii, her şey her zaman pürüzsüz olmadı; 2000'lerin başında, İstanbul'da bir arkadaş grubu kurmuştum, içinde iki erkek vardı, ama biri sınırları zorladı. O zaman, 2002'de, bir akşam Taksim'de buluştuk, ben onlara zencefil çayı ikram ettim, ama o adam, konuyu flörte çekmeye çalıştı; ben hemen kestim, "burada bitkilerden bahsediyoruz" dedim, o günden sonra görmedim. İşte bu deneyim, bana şunu öğretiyor: Mümkün, ama dikkatli olmalısın, baştan net olursan, sorun çıkmıyor. O yıllarda, teknoloji daha azdı, insanlar yüz yüze konuşurdu, belki bu yüzden arkadaşlıklar daha gerçekçiydi.
Şimdi, 2010'lardan beri, aktarımda gençlere danışıyorum, onlardan dinliyorum. Mesela, geçen yıl, bir kız geldi, "erkek arkadaşımla nasıl sınır çizerim" diye sordu; ben ona 1970'lerde yaşadığım bir şeyi anlattım, o zamanlar lisedeyken, sınıf arkadaşımla, bir erkekle, sadece ders çalışırdık. O arkadaş, adı Murat'tı, 1975'te, okuldan sonra parkta buluşurduk, ben ona nane çayı tarifi verirdim, o da bana matematik ödevlerini anlatırdı; hiçbir zaman aşk mevzusu olmadı, çünkü biz baştan "sadece arkadaşız" dedik. O günleri özlüyorum, şimdi herkes hızlı yargılıyor, ama ben biliyorum ki, mümkün, yeter ki samimi ol.
Bir keresinde, 1999'da, bir seyahatte, Kapadokya'da tanıştım bir grupla; aralarında bir adam vardı, ismi Kemal, o da bitkilere meraklıydı, birlikte mağaralarda dolaştık, lavanta topladık. O gezide, tam olarak 15 Temmuz 1999'da, akşam ateş başında oturduk, ben ona papatya yağının faydalarını anlattım, o da bana dağların hikayelerini; miktar olarak, bir kavanoz lavanta toplamıştık, paylaştık, ama aramızda hiçbir elektrik yoktu. O deneyim, bana nostaljik bir tat bırakıyor, çünkü o zamanlar arkadaşlık daha doğal geliyordu. Şimdiki gençlere bakınca, diyorum ki, evet, mümkün, ama eski usulleri uygularsan.
Ali'yle devam edelim; 1994'te, onun düğününe gittim, ben tek başıma, ama arkadaş olarak, hediye olarak kendi yaptığım bir bitki karışımı verdim. O karışımda, 50 gram nane ve 30 gram papatya vardı, soğuk algınlığı için; o gün, kalabalıkta gülüştük, ama hiçbir zaman "keşke" diye bir his olmadı. İşte bu, karşı cinsle arkadaşlığın güzelliği, yıllara yayılıyor. Benim gibi bir teyze için, bu anılar, hayatın en değerli parçaları.
Tabii, bazen insanlar hala şüpheleniyor; mesela, geçenlerde bir komşum dedi ki, "senin yaşında kadın, erkek arkadaşı mı olur". Ben güldüm, ona 1980'lerdeki bir hikayemi anlattım, o zamanlar, mahalledeki bakkalın oğluyla, ismi Mehmet'ti, birlikte dükkanı düzenlerdik. 1983'te, bir yaz günü, tezgahı yerleştirirken, ben ona zerdeçalın faydalarını öğrettim, o da bana satış numaralarını; hiçbir romantizm yoktu, sadece pratik sohbetler. O yılların saflığını özlüyorum, şimdi her şey karışık geliyor.
Sonuçta, ben şahidim, karşı cinsle arkadaşlık mümkün, yeter ki sen sınırlarını koru, benim gibi yap. (Kelime sayısı: 428)
00