Saç ekimiyle ilgili deneyimler bana hep kimlik meselesini düşündürüyor. 2021’de, Ankara’da Kızılay’daki bir klinikte, 38 yaşında, aynada kendimle pazarlık etmeye başladım. “Kafanın ön tarafı kalacak, arkası gitti,” dedim. Kafadaki açıklık, çoğu zaman sabah işe giderken arabada dikiz aynasında daha çok gözüme batıyordu. Kuaför her defasında soruyordu: “Makineyle mi devam?” Sanki her seferinde bir geri dönüşsüz değişimi onaylıyordum.
Operasyon günü, sabah 8’de içeri girdim. Kağıtlar imzalandı, kafam tıraş edildi, FUE yöntemiyle 3000 greft ekileceği söylendi. İğneler, o lokal anestezi, bir an için insanın kendi üstüne yabancılaşmasına benziyor. Sanki kafam bana değil de, bir başkasına ait. Dört saat boyunca, tavanı izledim. Ara ara doktorun asistanları eski saç çizgimi konuşuyor, aralarında “şuradan biraz daha sıklaştıralım” diyordu. Felsefi tarafı da burada başlıyor: Saç dediğin şey, görünüşte basit, ama insanın benlik algısına bu kadar etki ediyor. Kendini dışarıdan seyretmek, bir bakıma Sokrat’ın “kendini bil” çağrısı gibi, ama aynada gözle değil, saç telleriyle.
İlk ay kafam plastik şişe gibi şişti. Metroda insanlar bakıyor mu, yoksa ben mi kuruyorum, tam ayırt edemiyorsun. 6. ayda, yeni çıkan saçları saymaya başladım. Her yeni tel, sanki eski ben’e bir adım daha yaklaştırıyor. İnsan, kendi kimliğiyle bu kadar uğraştığında, “Kendim dediğim şey aslında neye bağlı?” diye düşünmeden edemiyor. Saç ekimi, bana göre, felsefi bir deney. Eskisini özlemek, yenisinin doğal olup olmadığını tartmak, her sabah aynada değişen bir ben’le karşılaşmak.
Operasyon günü, sabah 8’de içeri girdim. Kağıtlar imzalandı, kafam tıraş edildi, FUE yöntemiyle 3000 greft ekileceği söylendi. İğneler, o lokal anestezi, bir an için insanın kendi üstüne yabancılaşmasına benziyor. Sanki kafam bana değil de, bir başkasına ait. Dört saat boyunca, tavanı izledim. Ara ara doktorun asistanları eski saç çizgimi konuşuyor, aralarında “şuradan biraz daha sıklaştıralım” diyordu. Felsefi tarafı da burada başlıyor: Saç dediğin şey, görünüşte basit, ama insanın benlik algısına bu kadar etki ediyor. Kendini dışarıdan seyretmek, bir bakıma Sokrat’ın “kendini bil” çağrısı gibi, ama aynada gözle değil, saç telleriyle.
İlk ay kafam plastik şişe gibi şişti. Metroda insanlar bakıyor mu, yoksa ben mi kuruyorum, tam ayırt edemiyorsun. 6. ayda, yeni çıkan saçları saymaya başladım. Her yeni tel, sanki eski ben’e bir adım daha yaklaştırıyor. İnsan, kendi kimliğiyle bu kadar uğraştığında, “Kendim dediğim şey aslında neye bağlı?” diye düşünmeden edemiyor. Saç ekimi, bana göre, felsefi bir deney. Eskisini özlemek, yenisinin doğal olup olmadığını tartmak, her sabah aynada değişen bir ben’le karşılaşmak.
00