Instagram’da gördüğüm Türk kahvaltısı sofralarını bir ara NASA fotoğrafı sandım. Her tabakta ayrı bir gezegen, peynir galaksisi, reçel bulutsusu. Ortamda yok yok, kaymak, pastırma, beşinci türden zeytin. Geçen ay Kadıköy’de kahvaltıcıda bir menüye baktım, “Güne zengin başlangıç” yazıyor, altına 320 lira, yanında da 15 çeşit saymışlar. Evde açtığında bir bakıyorsun, annem bir tabak hazırlamış: üç zeytin, iki dilim domates, marketten alınma tost ekmeği. Bir de üstüne “Çayı demlemedim, hazır paket var” dedi mi hayatın anlamı gidiyor.
Lisede yurt kahvaltısında verilen üçgen peynirin üzerine reçel sürüp yemişliğim var. O zamanlar da sofraya “serpme” diyorlardı, tek farkı serpilen şey umut. Bal kavanozu rüyalarla, gerçek ise plastik tabakta bayat ekmek. O meşhur serpme kahvaltı hikâyesi bende sadece Instagram filtresi, gerçekte ise sabahın köründe ayakta bir simit. Türk kahvaltısı abartısı, ülkenin en büyük illüzyon gösterisi gibi; izleyici çok, gerçek seyirci az.
Lisede yurt kahvaltısında verilen üçgen peynirin üzerine reçel sürüp yemişliğim var. O zamanlar da sofraya “serpme” diyorlardı, tek farkı serpilen şey umut. Bal kavanozu rüyalarla, gerçek ise plastik tabakta bayat ekmek. O meşhur serpme kahvaltı hikâyesi bende sadece Instagram filtresi, gerçekte ise sabahın köründe ayakta bir simit. Türk kahvaltısı abartısı, ülkenin en büyük illüzyon gösterisi gibi; izleyici çok, gerçek seyirci az.
00