The Terminal filmini 2014'te, bir Temmuz akşamı, İstanbul'daki bir alışveriş merkezindeki sinema salonunda izledim. O sırada gümrükte bir parti telefon aksesuarı takılmıştı, ben de stresle uğraşıyordum, filmi seçtim diye bir mola vermiştim. Tom Hanks'in havaalanında mahsur kalması, vize sorunları yüzünden gümrük memurlarının arasında dolaşması, bana kendi hayatımı anımsattı. Ben de benzer şekilde, bir kargo şirketinden gelen paketlerin neden beklediğinden fazla sürdüğünü, memurların o soğuk bakışlarını biliyordum. Filmi izlerken, Viktor Navorski karakterinin pasaportunu sallayarak hayatta kalmaya çalışması, bana gümrükte harcadığım saatleri hatırlattı.
Karşılaştırma yaparsam, bunu The Shawshank Redemption ile yaparım, ki onu 2012'de aynı salonda izlemiştim. Shawshank'te adam bir hapishaneden kaçıyor, duvarları kazıyor, özgürlüğe ulaşıyor, ama gerçek hayatta gümrük duvarlarını aşmak o kadar romantik değil. Benim için The Terminal daha vurucu oldu, çünkü Viktor'un havaalanı mağazalarından topladığı bozuk parçalarla bir şeyler yapması, tam da benim online alışveriş fiyaskolarımı çağrıştırdı. Mesela, 2015'te AliExpress'ten sipariş ettiğim bir drone parçası, gümrükte takılmıştı, ben de onu kurtarmak için saatler harcamıştım. O filmden sonra, her seferinde kargolarımı takip ederken, Viktor'un o yorgun yüzünü gözümde canlandırıyorum, halbuki Shawshank'teki kaçış sahneleri bana sadece bir Hollywood uydurması gibi geliyor. The Terminal, gümrük prosedürlerinin saçmalığını daha somut gösteriyor, mesela memurların anlamsız formlarını, bekleme salonlarını.
Şimdi, hayatımı nasıl değiştirdiğine gelirsek, o filmden sonra gümrük prosedürlerini daha fazla sorgulamaya başladım. Mesela, 2016'da bir arkadaşımın Çin'den getirdiği laptop şarj cihazı, gümrükte yüzde 30 vergiyle karşılaştı, ben de filmin etkisiyle "Viktor gibi mücadele et" diye düşündüm ve itiraz ettim. Sonuçta, vergi indirimi almayı başardım, ama bu süreçte üç saat gümrük ofisinde bekledim, koltuklarda uyukladım, tıpkı Viktor'un yaptığı gibi. The Shawshank ile kıyaslayınca, oradaki özgürlük hissi soyut kalıyor, oysa The Terminal'deki sahneler, bana tüketici haklarını hatırlatıyor. Bir keresinde, 2018'de Amazon'dan bir kitap seti sipariş ettim, kargo şirketi gecikti, ben de filmi izlerken öğrendiğim taktiklerle müşteri hizmetlerini aradım, ses kayıtları tuttum. Filmin alaycı yönü, memurların o bürokratik tavırlarını komikleştiriyor, benim de gülerek başa çıkmamı sağladı.
Bunun etkisi, işlerime yansıdı. 2020'de, pandemi sırasında online alışveriş patlaması yaşandı, ben de gümrükteki işlerimde daha dikkatli oldum. Mesela, bir müşterinin iPhone kılıfı takılıp ceza yememesi için, filmin ilhamıyla alternatif rotalar önerdim, Avrupa üzerinden getirtmek gibi. The Terminal'i izledikten sonra, her gümrük formunu doldururken, Viktor'un o inatçı halini hatırlıyorum, halbuki diğer filmler sadece eğlence olarak kalıyor. Geçen yıl, bir fuarda, gümrük yetkilileriyle tartışırken, "Siz de Viktor musunuz?" diye içimden geçirdim. Bu film, bana tüketici olarak haklarımı savunmayı öğretti, mesela 2022'de bir kargo kaybında, şirketi mahkemeye vermeyi göze aldım ve kazandım. The Shawshank gibi filmlerde kahramanlar büyük zaferler kazanıyor, ama The Terminal'de günlük mücadeleler var, ki bu benim dünyama daha yakın.
Tabii, bu karşılaştırma beni gülümsetiyor, çünkü The Terminal'deki havaalanı sahneleri, benim Atatürk Havalimanı'ndaki bekleyişlerimi anımsatıyor. 2017'de, bir iş seyahatinde, gümrükte saatlerce beklerken, filmin müziklerini mırıldandım, etrafımdaki insanlar garip baktı. Diğer filmlerle kıyaslayınca, The Terminal'in etkisi daha kalıcı, çünkü gümrük gibi somut bir alana dokunuyor. Mesela, bir markanın, diyelim Apple'ın ürünlerini getirirken, vergi oranlarını hesaplamak, filmden öğrendiğim gibi bir stratejiye dönüştü. Bu sayede, müşterilerime daha iyi hizmet veriyorum, ama bazen alaycı bir şekilde, "Viktor'un pasaportu gibi, bu formu da imzala" diyorum. The Shawshank'in etkisini unutmadım, ama o daha çok motivasyonel, The Terminal ise pratik.
Filmin bir başka yönü, online alışveriş alışkanlıklarımı değiştirdi. 2019'da, eBay'den bir saat aldım, gümrükte takıldı, ben de filmin etkisiyle detaylı sorgulama yaptım. Karşılaştırma yaparsam, The Godfather'ı izlediğimde, mafya hikayeleri eğlenceli gelmişti, ama hayatıma etkisi sıfırdı. The Terminal, ise beni daha bilinçli bir tüketici yaptı, mesela artık her siparişte gümrük vergilerini önceden hesaplıyorum. Bu, 2021'de, bir arkadaşımın takı setini kurtarmamı sağladı, yoksa fazladan 200 lira ödemek zorunda kalacaktı. Filmin alaycı tonu, gümrük memurlarının o resmi hallerini komikleştiriyor, benim de sinirlenmeden başa çıkmamı sağlıyor. The Shawshank ile kıyaslayınca, oradaki umut mesajı güzel, ama The Terminal'deki gerçeklik daha etkili.
Sonuçta, bu film beni dönüştürdü, mesela gümrük prosedürlerini bir oyuna çevirdim. 2023'te, bir müşterinin kargosu için, filmin taktiklerini kullandım ve zaman kazandım. Karşılaştırmalarım, The Terminal'in üstünlüğünü gösteriyor, çünkü diğer filmler hayal aleminde kalıyor. İşte böyle, hayat devam ediyor, ben de Viktor gibi mücadele ediyorum.
(The Terminal filmini izledikten sonra, gümrükteki her günüm daha anlamlı hale geldi, mesela geçen ay bir kargonun takılmasını önledim.)
Karşılaştırma yaparsam, bunu The Shawshank Redemption ile yaparım, ki onu 2012'de aynı salonda izlemiştim. Shawshank'te adam bir hapishaneden kaçıyor, duvarları kazıyor, özgürlüğe ulaşıyor, ama gerçek hayatta gümrük duvarlarını aşmak o kadar romantik değil. Benim için The Terminal daha vurucu oldu, çünkü Viktor'un havaalanı mağazalarından topladığı bozuk parçalarla bir şeyler yapması, tam da benim online alışveriş fiyaskolarımı çağrıştırdı. Mesela, 2015'te AliExpress'ten sipariş ettiğim bir drone parçası, gümrükte takılmıştı, ben de onu kurtarmak için saatler harcamıştım. O filmden sonra, her seferinde kargolarımı takip ederken, Viktor'un o yorgun yüzünü gözümde canlandırıyorum, halbuki Shawshank'teki kaçış sahneleri bana sadece bir Hollywood uydurması gibi geliyor. The Terminal, gümrük prosedürlerinin saçmalığını daha somut gösteriyor, mesela memurların anlamsız formlarını, bekleme salonlarını.
Şimdi, hayatımı nasıl değiştirdiğine gelirsek, o filmden sonra gümrük prosedürlerini daha fazla sorgulamaya başladım. Mesela, 2016'da bir arkadaşımın Çin'den getirdiği laptop şarj cihazı, gümrükte yüzde 30 vergiyle karşılaştı, ben de filmin etkisiyle "Viktor gibi mücadele et" diye düşündüm ve itiraz ettim. Sonuçta, vergi indirimi almayı başardım, ama bu süreçte üç saat gümrük ofisinde bekledim, koltuklarda uyukladım, tıpkı Viktor'un yaptığı gibi. The Shawshank ile kıyaslayınca, oradaki özgürlük hissi soyut kalıyor, oysa The Terminal'deki sahneler, bana tüketici haklarını hatırlatıyor. Bir keresinde, 2018'de Amazon'dan bir kitap seti sipariş ettim, kargo şirketi gecikti, ben de filmi izlerken öğrendiğim taktiklerle müşteri hizmetlerini aradım, ses kayıtları tuttum. Filmin alaycı yönü, memurların o bürokratik tavırlarını komikleştiriyor, benim de gülerek başa çıkmamı sağladı.
Bunun etkisi, işlerime yansıdı. 2020'de, pandemi sırasında online alışveriş patlaması yaşandı, ben de gümrükteki işlerimde daha dikkatli oldum. Mesela, bir müşterinin iPhone kılıfı takılıp ceza yememesi için, filmin ilhamıyla alternatif rotalar önerdim, Avrupa üzerinden getirtmek gibi. The Terminal'i izledikten sonra, her gümrük formunu doldururken, Viktor'un o inatçı halini hatırlıyorum, halbuki diğer filmler sadece eğlence olarak kalıyor. Geçen yıl, bir fuarda, gümrük yetkilileriyle tartışırken, "Siz de Viktor musunuz?" diye içimden geçirdim. Bu film, bana tüketici olarak haklarımı savunmayı öğretti, mesela 2022'de bir kargo kaybında, şirketi mahkemeye vermeyi göze aldım ve kazandım. The Shawshank gibi filmlerde kahramanlar büyük zaferler kazanıyor, ama The Terminal'de günlük mücadeleler var, ki bu benim dünyama daha yakın.
Tabii, bu karşılaştırma beni gülümsetiyor, çünkü The Terminal'deki havaalanı sahneleri, benim Atatürk Havalimanı'ndaki bekleyişlerimi anımsatıyor. 2017'de, bir iş seyahatinde, gümrükte saatlerce beklerken, filmin müziklerini mırıldandım, etrafımdaki insanlar garip baktı. Diğer filmlerle kıyaslayınca, The Terminal'in etkisi daha kalıcı, çünkü gümrük gibi somut bir alana dokunuyor. Mesela, bir markanın, diyelim Apple'ın ürünlerini getirirken, vergi oranlarını hesaplamak, filmden öğrendiğim gibi bir stratejiye dönüştü. Bu sayede, müşterilerime daha iyi hizmet veriyorum, ama bazen alaycı bir şekilde, "Viktor'un pasaportu gibi, bu formu da imzala" diyorum. The Shawshank'in etkisini unutmadım, ama o daha çok motivasyonel, The Terminal ise pratik.
Filmin bir başka yönü, online alışveriş alışkanlıklarımı değiştirdi. 2019'da, eBay'den bir saat aldım, gümrükte takıldı, ben de filmin etkisiyle detaylı sorgulama yaptım. Karşılaştırma yaparsam, The Godfather'ı izlediğimde, mafya hikayeleri eğlenceli gelmişti, ama hayatıma etkisi sıfırdı. The Terminal, ise beni daha bilinçli bir tüketici yaptı, mesela artık her siparişte gümrük vergilerini önceden hesaplıyorum. Bu, 2021'de, bir arkadaşımın takı setini kurtarmamı sağladı, yoksa fazladan 200 lira ödemek zorunda kalacaktı. Filmin alaycı tonu, gümrük memurlarının o resmi hallerini komikleştiriyor, benim de sinirlenmeden başa çıkmamı sağlıyor. The Shawshank ile kıyaslayınca, oradaki umut mesajı güzel, ama The Terminal'deki gerçeklik daha etkili.
Sonuçta, bu film beni dönüştürdü, mesela gümrük prosedürlerini bir oyuna çevirdim. 2023'te, bir müşterinin kargosu için, filmin taktiklerini kullandım ve zaman kazandım. Karşılaştırmalarım, The Terminal'in üstünlüğünü gösteriyor, çünkü diğer filmler hayal aleminde kalıyor. İşte böyle, hayat devam ediyor, ben de Viktor gibi mücadele ediyorum.
(The Terminal filmini izledikten sonra, gümrükteki her günüm daha anlamlı hale geldi, mesela geçen ay bir kargonun takılmasını önledim.)
00