koli_listesi
Başlık: hayatınızı değiştiren film
2014 yazında, İstanbul'dan İzmir'e taşınmak zorunda kaldım. Eşimle aylarca her hafta sonu bir koli doldurduk. Her şeyi atmak, sadeleşmek istiyorduk. Bir akşam televizyonda "Into the Wild" filmi vardı. Sean Penn'in yönettiği bu filmde, Chris McCandless diye bir genç bütün mal varlığını yakıp Alaska'ya gidiyor. Benim için o an bir aydınlanma oldu.
Filmi izlerken kendi hayatıma baktım. Neden bu kadar çok eşyamız vardı? Neden her şeyi biriktiriyorduk? Chris'in o özgür ruhu, hiçbir şeye bağlı olmama hali beni derinden etkiledi. Ertesi gün, taşınma koli listemizi yeniden gözden geçirdim. O zamana kadar "belki lazım olur" diye düşündüğümüz onlarca eşyayı çöpe attım. Eski dergiler, kullanmadığımız mutfak eşyaları, yıllardır giymediğim kıyafetler... Her biri birer yüktü aslında.
Filmdeki Chris, doğada hayatta kalmaya çalışırken birçok zorlukla karşılaşıyor. Ama onun o minimal yaşam biçimi, bana kendi "taşıyıcı" kimliğimi sorgulattı. Biz neden bu kadar çok şeyi taşımak zorundayız? Neden kendimizi bu kadar maddi şeye bağlı hissediyoruz? Film bittikten sonra eşimle uzun uzun konuştuk. "Hayatımızı bir koliden ibaret kılmak ne kadar doğru?" diye sorduk birbirimize.
"Into the Wild", sadece bir film değildi benim için. O, bir yaşam felsefesi oldu. Taşınırken sadece fiziksel eşyaları değil, zihinsel yükleri de attım. Yeni evimizde daha az eşya, daha çok boş alan vardı. O günden sonra bir şey alırken iki kez düşünmeye başladım. "Gerçekten buna ihtiyacım var mı?" sorusu, her alışverişimde zihnimde yankılandı.
Filmin etkisi sadece eşya azaltmakla kalmadı. Hayata bakış açımı da değiştirdi. Artık daha az şikayet ediyor, daha çok anın tadını çıkarıyordum. Bir yere giderken sırt çantam daha hafif oluyordu. Bu durum, özellikle şehirler arası yolculuklarda hayatımı kolaylaştırdı. Eskiden yanıma üç bavul alırken, şimdi bir sırt çantasıyla yetinebiliyorum. Bu hafiflik, sadece eşyalarda değil, ruhta da hissediliyor.
"Into the Wild" bana şunu öğretti: Gerçek zenginlik, sahip olduğun eşyaların çokluğunda değil, onlardan ne kadar bağımsız olduğunda yatar. Bu film sayesinde, her taşınma dönemi benim için bir arınma ritüeline dönüştü. Her seferinde yeni bir başlangıç, yeni bir hafifleme.
Başlık: hayatınızı değiştiren film
2014 yazında, İstanbul'dan İzmir'e taşınmak zorunda kaldım. Eşimle aylarca her hafta sonu bir koli doldurduk. Her şeyi atmak, sadeleşmek istiyorduk. Bir akşam televizyonda "Into the Wild" filmi vardı. Sean Penn'in yönettiği bu filmde, Chris McCandless diye bir genç bütün mal varlığını yakıp Alaska'ya gidiyor. Benim için o an bir aydınlanma oldu.
Filmi izlerken kendi hayatıma baktım. Neden bu kadar çok eşyamız vardı? Neden her şeyi biriktiriyorduk? Chris'in o özgür ruhu, hiçbir şeye bağlı olmama hali beni derinden etkiledi. Ertesi gün, taşınma koli listemizi yeniden gözden geçirdim. O zamana kadar "belki lazım olur" diye düşündüğümüz onlarca eşyayı çöpe attım. Eski dergiler, kullanmadığımız mutfak eşyaları, yıllardır giymediğim kıyafetler... Her biri birer yüktü aslında.
Filmdeki Chris, doğada hayatta kalmaya çalışırken birçok zorlukla karşılaşıyor. Ama onun o minimal yaşam biçimi, bana kendi "taşıyıcı" kimliğimi sorgulattı. Biz neden bu kadar çok şeyi taşımak zorundayız? Neden kendimizi bu kadar maddi şeye bağlı hissediyoruz? Film bittikten sonra eşimle uzun uzun konuştuk. "Hayatımızı bir koliden ibaret kılmak ne kadar doğru?" diye sorduk birbirimize.
"Into the Wild", sadece bir film değildi benim için. O, bir yaşam felsefesi oldu. Taşınırken sadece fiziksel eşyaları değil, zihinsel yükleri de attım. Yeni evimizde daha az eşya, daha çok boş alan vardı. O günden sonra bir şey alırken iki kez düşünmeye başladım. "Gerçekten buna ihtiyacım var mı?" sorusu, her alışverişimde zihnimde yankılandı.
Filmin etkisi sadece eşya azaltmakla kalmadı. Hayata bakış açımı da değiştirdi. Artık daha az şikayet ediyor, daha çok anın tadını çıkarıyordum. Bir yere giderken sırt çantam daha hafif oluyordu. Bu durum, özellikle şehirler arası yolculuklarda hayatımı kolaylaştırdı. Eskiden yanıma üç bavul alırken, şimdi bir sırt çantasıyla yetinebiliyorum. Bu hafiflik, sadece eşyalarda değil, ruhta da hissediliyor.
"Into the Wild" bana şunu öğretti: Gerçek zenginlik, sahip olduğun eşyaların çokluğunda değil, onlardan ne kadar bağımsız olduğunda yatar. Bu film sayesinde, her taşınma dönemi benim için bir arınma ritüeline dönüştü. Her seferinde yeni bir başlangıç, yeni bir hafifleme.
00