2005 yılı, Ankara'nın Keçiören ilçesinde, bahar ayları benim için tam bir işkenceye dönüşürdü. Okula giderken rüzgarla uçuşan polenler yüzünden gözlerim kaşınıyor, burnum durmadan akıyordu; bir günde en az beş kez hapşırmaktan sesim kısılırdı. O zamanlar evimizde eski bir vantilatör vardı, ama onu açmak tozları havalandırır, durumu daha da kötüleştirirdi. Annem, her Pazar günü halıları dışarı çıkarıp silkeleyerek temizlemeye çalışırdı; ben de yardımcı olmak için yerleri ıslak bezle silerdim, ama polenler pencerelerden içeri sızıyordu.
Hatırlıyorum, Mayıs'ın ortalarında bir gün, okul bahçesinde arkadaşlarımla top oynarken birden burnum tıkanmıştı; cebimdeki mendil, bir markanın ucuz olanıydı, ama yetersiz kalıyordu. O yıllarda antihistaminik ilaçlar vardı, ama eczaneden almak için para biriktirmek zorundaydık; ben 15 yaşındaydım ve harçlığımdan bir kısmını ayırırdım. Evde, yün halıları yerine naylon olanlara geçmiştik, çünkü toz tutmuyordu; bu sayede odamda daha az hapşırıyordum. Bahar gelince, her sabah pencereyi açmamak için kendimi zorlardım; dışarıdaki çiçek kokusu cazip gelse de, alerji krizleri beni eve bağlardı. 2000'lerin başında, Ankara'nın havası daha temizdi belki, ama polen mevsimi her seferinde aynı çileyi getirirdi; bir keresinde, Haziran başında, okuldan erken dönüp bütün öğleden sonrayı yatarak geçirmiştim. Ev bakımı rutinimiz, alerjiyi hafifletmek için vazgeçilmezdi; mesela, yatak örtülerini haftada iki kez yıkardık, deterjan olarak da bir ucuz markayı tercih ederdik. Bu anılar, şimdi gülümsesem de, o günlerde ne kadar yorucu olduğunu gösteriyor. Ankara'nın o eski evlerinde, bahar alerjisiyle baş etmek için pratik çözümler bulmuştuk; mesela, perdeleri sık sık silmek, tozu minimumda tutardı. Bu tür detaylar, alerji çekenlerin her yıl yaşadığı döngüyü netleştiriyor.
Hatırlıyorum, Mayıs'ın ortalarında bir gün, okul bahçesinde arkadaşlarımla top oynarken birden burnum tıkanmıştı; cebimdeki mendil, bir markanın ucuz olanıydı, ama yetersiz kalıyordu. O yıllarda antihistaminik ilaçlar vardı, ama eczaneden almak için para biriktirmek zorundaydık; ben 15 yaşındaydım ve harçlığımdan bir kısmını ayırırdım. Evde, yün halıları yerine naylon olanlara geçmiştik, çünkü toz tutmuyordu; bu sayede odamda daha az hapşırıyordum. Bahar gelince, her sabah pencereyi açmamak için kendimi zorlardım; dışarıdaki çiçek kokusu cazip gelse de, alerji krizleri beni eve bağlardı. 2000'lerin başında, Ankara'nın havası daha temizdi belki, ama polen mevsimi her seferinde aynı çileyi getirirdi; bir keresinde, Haziran başında, okuldan erken dönüp bütün öğleden sonrayı yatarak geçirmiştim. Ev bakımı rutinimiz, alerjiyi hafifletmek için vazgeçilmezdi; mesela, yatak örtülerini haftada iki kez yıkardık, deterjan olarak da bir ucuz markayı tercih ederdik. Bu anılar, şimdi gülümsesem de, o günlerde ne kadar yorucu olduğunu gösteriyor. Ankara'nın o eski evlerinde, bahar alerjisiyle baş etmek için pratik çözümler bulmuştuk; mesela, perdeleri sık sık silmek, tozu minimumda tutardı. Bu tür detaylar, alerji çekenlerin her yıl yaşadığı döngüyü netleştiriyor.
81