Bahar mevsimi gelir gelmez, sanki dünya renkleniyor ama ben burun tıkanıklığıyla savaşıyorum. 2015'in Mayıs ayında, Ankara'daki o eski apartman dairemde, balkondaki saksı çiçeklerini sularken gözlerim kızarıp şişmişti. Her hapşırma, odadaki tozlu perdeyi titretiyor, sanki bedenim isyan bayrağı çekiyordu. O yıl antihistaminik damlalarımı, eczaneden alırken kasiyere "bu sefer kesin işe yarayacak" demiştim, ama ertesi gün yine aynı çile.
Alerji, bana hayatın ne kadar kırılgan olduğunu fısıldıyor, sanki çiçeklerin güzelliği bedel istiyor. Geçen on yılda, her baharda aynı döngüye kapıldım; örneğin, geçen sene İzmir'de deniz kenarında yürüyüşte, rüzgarla gelen polenler yüzünden gözlerimi ovuştururken, etrafımdaki insanların keyfine imrenmiştim. Bu durum, özgürlüğün illüzyonunu bozuyor, çünkü bir an keyifli bir rüzgar esiyor, bir sonraki an hapşırmalar zincirine dönüşüyor. Benzer şekilde, evdeki halıları silkeleyip tozları uçurduğumda, alerjim hemen tepki veriyor, sanki bedenim "dur, her şey kontrol altında değil" diye uyarıyor.
Felsefi bir gözle bakınca, alerji bir nevi varoluşsal hatırlatıcı; doğanın döngüsünde yerimizi sorgulatıyor. 2020'de, pandemi sırasında evde hapis gibi hissettiğim baharda, pencereden gelen polen bulutları yüzünden maskemi iki kat takmıştım. O an, özgürlüğün ne kadar sınırlı olduğunu anladım, çünkü çiçekler açarken ben içerde burnumu silmekle meşguldüm. Her seferinde, bu çile bana hayatın geçici zevklerini öğretiyor, ama aynı zamanda dayanıklılığımı pekiştiriyor. Örneğin, geçen yıl bahçeyi temizlerken kullandığım o özel filtreli maske, bana biraz nefes alanı verdi, ama yine de baharın çağrısını tam duyamamak içimi burkuyor. Bu deneyimler, alerjinin sadece bir hastalık değil, hayatın dengesiz ritmi olduğunu gösteriyor.
Alerji, bana hayatın ne kadar kırılgan olduğunu fısıldıyor, sanki çiçeklerin güzelliği bedel istiyor. Geçen on yılda, her baharda aynı döngüye kapıldım; örneğin, geçen sene İzmir'de deniz kenarında yürüyüşte, rüzgarla gelen polenler yüzünden gözlerimi ovuştururken, etrafımdaki insanların keyfine imrenmiştim. Bu durum, özgürlüğün illüzyonunu bozuyor, çünkü bir an keyifli bir rüzgar esiyor, bir sonraki an hapşırmalar zincirine dönüşüyor. Benzer şekilde, evdeki halıları silkeleyip tozları uçurduğumda, alerjim hemen tepki veriyor, sanki bedenim "dur, her şey kontrol altında değil" diye uyarıyor.
Felsefi bir gözle bakınca, alerji bir nevi varoluşsal hatırlatıcı; doğanın döngüsünde yerimizi sorgulatıyor. 2020'de, pandemi sırasında evde hapis gibi hissettiğim baharda, pencereden gelen polen bulutları yüzünden maskemi iki kat takmıştım. O an, özgürlüğün ne kadar sınırlı olduğunu anladım, çünkü çiçekler açarken ben içerde burnumu silmekle meşguldüm. Her seferinde, bu çile bana hayatın geçici zevklerini öğretiyor, ama aynı zamanda dayanıklılığımı pekiştiriyor. Örneğin, geçen yıl bahçeyi temizlerken kullandığım o özel filtreli maske, bana biraz nefes alanı verdi, ama yine de baharın çağrısını tam duyamamak içimi burkuyor. Bu deneyimler, alerjinin sadece bir hastalık değil, hayatın dengesiz ritmi olduğunu gösteriyor.
140