2008'de Ankara'da özel ders vermeye başladım, liseye yeni geçmiş bir öğrenciye matematik anlatıyordum. İlk dersimde saatlerce hazırlık yapmıştım, ama çocuk dikkatini 10 dakika bile veremedi, sürekli telefonuna bakıyordu. O zaman anladım ki, özel dersin en bilinmeyeni öğrencinin motivasyonunu yakalamak, yoksa para alıp vakit kaybediyorsun. Benim için fiyatı 50 liraya koymuştum o dönem, ama veli her seferinde "ekstra konu ekleyin" diyordu, ders 1 saati 1,5 saate çıkarıyordu. Bir keresinde, 2010'un baharında, aynı öğrenciye sınav için geometri çalıştırdım, sonuçta notu 40'tan 70'e çıktı ama ben tükenmiştim, çünkü evde kendi işlerimi ertelemek zorunda kaldım. Türkiye'de özel ders verenler bilir, veliler bazen öğretmeni ev işçisi gibi görür, "bu hafta iki gün gelin" diye baskı yapar. Ben de o sıralar başka işim vardı, temizlik malzemeleri satıyordum, ama dersler yüzünden stokları takip edemiyordum. Öğrencilerin aile baskısı altında ezilmesi ayrı bir dert, mesela o çocuğun annesi her ders sonunda "daha iyi olsun" diye mesaj atıyordu, sanki ben sihirbazım. Zamanla fark ettim ki, özel dersin gizli yanı ücretin dışında duygusal yükü, bir saatlik ders bazen gününü mahvediyor. Benim gibi birkaç yıl yapanlar, sonunda standart bir işe geçiyor, çünkü bu iş tahmin edilenden daha yorucu. Ankara'da o sokaklarda dolaşırken, her defasında "acaba bugün nasıl geçecek" diye düşünürdüm, ama gerçekten bilmediğin şey öğrencinin anlık ruh haliydi.
82