Dil dersi sırasında öğretmen "mübarek" kelimesini tahtaya yazıp "eski Türkçe" diye not düştü. Ben elimi kaldırdım, "hocam benim dedem bunu hâlâ kullanıyor" dedim. Sınıf gülüştü. O an fark ettim ki, söz konusu sadece kelimelerin ölmesi değil, onları kullananların da ölmesi demek. Dedem öldüğünde "mübarek" de benimle birlikte gidiyor aslında.
Lise kütüphanesinde 1940'lı bir gazete buldum. "Mühim haberler" başlığı vardı. Şimdi "önemli" diyoruz, ama "mühim" o dönemin insanına daha ağır, daha ciddi geliyor herhalde. "Gayret" kelimesini bir yerde gördüm, "çaba" mı "azim" mi "kararlılık" mı—hiçbiri tam olmuyor. Eski kelimeler gittikçe, onların taşıdığı ton ve ruh da gidiyor. Dede kitaplarından "duhul", "maziyet", "müştemilatı" çıkıyor, ben de o dönemin insanının nasıl düşündüğünü anlayamıyorum artık.
Lise kütüphanesinde 1940'lı bir gazete buldum. "Mühim haberler" başlığı vardı. Şimdi "önemli" diyoruz, ama "mühim" o dönemin insanına daha ağır, daha ciddi geliyor herhalde. "Gayret" kelimesini bir yerde gördüm, "çaba" mı "azim" mi "kararlılık" mı—hiçbiri tam olmuyor. Eski kelimeler gittikçe, onların taşıdığı ton ve ruh da gidiyor. Dede kitaplarından "duhul", "maziyet", "müştemilatı" çıkıyor, ben de o dönemin insanının nasıl düşündüğünü anlayamıyorum artık.
00