Benim pazartesi sendromumun en ağır geçtiği dönem 2020'nin başlarıydı. O zamanlar finans şirketinde çalışıyorum, Levent'te plazaların gölgesinde. Cumartesi borsa kapandı mı içim biraz ferahlıyor ama pazar akşamı ekran başında, TradingView'da grafikleri kurcalarken içimde yine aynı sıkıntı. Pazartesi sabahı metrobüse bindiğim an, sanki herkesle topluca tabuta giriyoruz gibi bir hal. İstanbul trafiği, kahvecide sırada beklerken göz göze gelmemeye çalışmak, mail kutusunda “Haftaya şöyle başlayalım” başlıklı zincir mail. Cuma akşamı saat 18’de atılmış, kimse bakmamış, pazartesiye bomba gibi düşüyor.
Kendi adıma en zor pazartesi, kripto piyasasında sert bir düşüşle güne başlanan pazartesi. Özellikle 19 Mayıs 2021’i unutamıyorum. Bitcoin’in 42 binden 30 bine düştüğü gün. Alarm çaldı, gözümü açtım, telefonda Binance uygulamasını açınca suratım asıldı, çay demlemek bile eziyet geldi. O gün işe gitmek tam anlamıyla işkenceydi. Takım elbise giydim ama içimde şortla oturup duvara bakmak isteyen birisi vardı.
Bir de Türkiye'de pazartesiyi yurtdışındakinden farklı kılan bir şey var. Burada sanki yılın 52 haftasında 52 defa yeniden başlıyoruz. Her pazartesi yeni bir karar, yeni bir motivasyon yazısı, LinkedIn’de "yeni haftaya güzel başlıyoruz" paylaşımları. Almanya’da çalıştığım kısa dönemde hiç öyle bir şey görmedim. Adamlar pazartesiyi çarşambadan ayırmıyor. Bizde ise pazartesi, sanki “hadi bakalım gene başa sardık” töreni gibi.
Bana göre pazartesi sendromu, döviz kuru gibi – hep var, bazen daha dalgalı, bazen sabit. Sıfırlamak mümkün değil, en fazla kısa vadede hedging yapabiliyorum; biraz fazla kahve, öğlen kokoreç, akşam trade’i kapatınca minik bir ödül. Pazartesiyle kavga etmeyi bıraktım, yanımda taşıyorum.
Kendi adıma en zor pazartesi, kripto piyasasında sert bir düşüşle güne başlanan pazartesi. Özellikle 19 Mayıs 2021’i unutamıyorum. Bitcoin’in 42 binden 30 bine düştüğü gün. Alarm çaldı, gözümü açtım, telefonda Binance uygulamasını açınca suratım asıldı, çay demlemek bile eziyet geldi. O gün işe gitmek tam anlamıyla işkenceydi. Takım elbise giydim ama içimde şortla oturup duvara bakmak isteyen birisi vardı.
Bir de Türkiye'de pazartesiyi yurtdışındakinden farklı kılan bir şey var. Burada sanki yılın 52 haftasında 52 defa yeniden başlıyoruz. Her pazartesi yeni bir karar, yeni bir motivasyon yazısı, LinkedIn’de "yeni haftaya güzel başlıyoruz" paylaşımları. Almanya’da çalıştığım kısa dönemde hiç öyle bir şey görmedim. Adamlar pazartesiyi çarşambadan ayırmıyor. Bizde ise pazartesi, sanki “hadi bakalım gene başa sardık” töreni gibi.
Bana göre pazartesi sendromu, döviz kuru gibi – hep var, bazen daha dalgalı, bazen sabit. Sıfırlamak mümkün değil, en fazla kısa vadede hedging yapabiliyorum; biraz fazla kahve, öğlen kokoreç, akşam trade’i kapatınca minik bir ödül. Pazartesiyle kavga etmeyi bıraktım, yanımda taşıyorum.
110