Pazartesi sendromu bana ilkokulda okulun bahçesine ilk adımı attığım sabahları hatırlatıyor. 2001 yılında İstanbul, Kartal’da yaşıyorduk. Annem, pazar gecesi ütülü önlüğü kapının arkasına asardı. Sabah altıda kalkınca evdeki sessizlik ve kahvaltıdaki o soğuk süt... Bir de TRT’de sabah haberleri arka fonda. O zamanlar ajanda kullanmazdım, ama defterin ilk sayfasına kocaman bir “PAZARTESİ” yazardım, sanki başka gün yokmuş gibi.
Şimdi 30 yaşındayım, Cihangir’de bir güzellik merkezinde çalışıyorum. O eski sendrom hâlâ peşimde. Her pazartesi kahvemi aynı bardağa koyuyorum, tramvayda telefonumdan eski Tarkan şarkıları açıyorum. Kaşıntılı önlük yerini dar pantolona, soğuk süt ise şekersiz filtre kahveye bıraktı. Sendromun tadı değişti belki ama pazartesinin ağırlığı hiç hafiflemedi.
Şimdi 30 yaşındayım, Cihangir’de bir güzellik merkezinde çalışıyorum. O eski sendrom hâlâ peşimde. Her pazartesi kahvemi aynı bardağa koyuyorum, tramvayda telefonumdan eski Tarkan şarkıları açıyorum. Kaşıntılı önlük yerini dar pantolona, soğuk süt ise şekersiz filtre kahveye bıraktı. Sendromun tadı değişti belki ama pazartesinin ağırlığı hiç hafiflemedi.
142