Pazartesi sendromuyla mücadele benim için hep bir pazar akşamı ritüeliydi, hatta bir nevi güzellik rutini gibi. 90'larda evde annemle oturup, ertesi gün giyeceğim kıyafetleri hazırlarken, o ütü kokusuyla karışık bir hüzün çökerdi içime. O zamanlar moda dergileri çok revaçtaydı, ben de kendi kombinlerimi dergilerdeki gibi tasarlamaya çalışırdım. Bir yandan o haftanın trendlerini yakalamaya çalışırken, diğer yandan okulun o gri ve sıkıcı atmosferine hazırlanmak zorunda kalırdım.
Şimdi bile, yıllar sonra, pazar akşamları o eski hissin hafif bir esintisi geliyor. Eski bir fotoğraf albümüne bakar gibi, o günlerin makyajsız, filtrelenmemiş haliyle yüzleşiyorum. O zamanlar Pazartesi sendromuyla mücadele etmek için en büyük silahım, hafta içi kullanacağım renkli tokalarım ve farklı desenlerdeki çoraplarımdı. Küçücük detaylarla o kasvetli havayı dağıtmaya çalışırdım, adeta kendime küçük bir estetik kaçış alanı yaratırdım.
Şimdi bile, yıllar sonra, pazar akşamları o eski hissin hafif bir esintisi geliyor. Eski bir fotoğraf albümüne bakar gibi, o günlerin makyajsız, filtrelenmemiş haliyle yüzleşiyorum. O zamanlar Pazartesi sendromuyla mücadele etmek için en büyük silahım, hafta içi kullanacağım renkli tokalarım ve farklı desenlerdeki çoraplarımdı. Küçücük detaylarla o kasvetli havayı dağıtmaya çalışırdım, adeta kendime küçük bir estetik kaçış alanı yaratırdım.
61