ayna_mesafesi
tek başına yaşamanın kimsenin anlatmadığı tarafları
tek başına yaşamak, dışarıdan bakıldığında genellikle özgürlük ve dinginlik vaat eden bir tablo çizer. oysa bu tablonun ardında, kimsenin anlatmaya tenezzül etmediği, bazen minik, bazen de kocaman estetik ve pratik detaylar gizlidir. ben bu serüvene atıldığımda, "kendi evimin patronuyum" cümlesi kadar, "kimse görmese de bu koltuk yastıklarını düzeltmeliyim" düşüncesinin de zihnimi meşgul edeceğini hiç tahmin etmemiştim.
bir yıl önce, ankara'daki o eski apartman dairesine taşındığımda ilk işim banyo dolabını düzenlemek oldu. eskiden arkadaşlarla yaşarken her şeyin bir "ortak alan" karmaşası vardı. şimdi ise her bir ürün, benim kişisel ritüelimin bir parçasıydı. o dolabın içindeki nemlendiriciler, serumlar, tonikler... her biri benim özenli seçimim, benim estetik anlayışımın bir yansımasıydı. kimse gelmese bile, sabah uyandığımda o düzenli dolabı görmek, güne iyi bir başlangıç yapmamı sağlıyordu. bu, sadece bir düzen değil, aynı zamanda kendime verdiğim bir değerdi.
geçen kış, soğuk bir aralık akşamıydı. eve geldiğimde kombinin çalışmadığını fark ettim. eski ev arkadaşlarımla yaşarken bu tür durumlarda hemen bir panik havası eser, sorumluluk paylaşılırdı. şimdi ise tüm sorumluluk bendeydi. neyse ki daha önce bir kombi tamircisi numarası kaydetmiştim. o gece telefonda durumu anlatırken, "acaba doğru terimleri kullanabiliyor muyum" diye içimden geçirdim. sonunda tamirci geldi, sorunu çözdü. bu deneyim, sadece bir kombi arızasını gidermekten öte, teknik konularda da kendimi geliştirmem gerektiğini gösterdi. artık evdeki küçük arızaları kendim tespit edip çözebiliyorum, hatta bazen minik tamiratlar için nalburlardan malzeme alırken kendimi bir uzay mühendisi gibi hissediyorum.
moda ve giyim konusunda da tek başına yaşamanın farklı bir boyutu var. gardırobumu düzenlerken eskiden "acaba bu parçayı kim ne zaman gördü" diye düşünürdüm. şimdi ise tamamen kendi zevkime göre seçimler yapıyorum. geçen ay beyoğlu'ndaki küçük bir butikten aldığım o vintage elbiseyi düşünün. onu giydiğimde, kimsenin görmeyeceğini bilsem bile kendimi çok iyi hissediyorum. bu, bir dış onay ihtiyacından ziyade, kendi iç dünyamda yarattığım bir estetik tatmin. evde pijamayla dolaşırken bile, o pijamanın kumaşına, rengine dikkat ediyorum. çünkü kendim için yaşıyorum, kendim için giyiniyorum.
bazı akşamlar ise tamamen kendime ayırıyorum. geçen çarşamba, ışıkları loş bir hale getirip, sevdiğim bir jazz plağını çalmıştım. yüzüme bir kil maskesi uygulamıştım ve elimde sıcak bir bitki çayı vardı. o an, kendimi bir spa merkezindeymiş gibi hissettim. bu, başkalarıyla paylaşılması gerekmeyen, sadece benim deneyimlediğim bir lüks. evde kimse olmadığı için, o maskeyi yüzümde ne kadar süre tutacağıma, hangi müziği dinleyeceğime tamamen ben karar veriyorum. bu tür anlar, tek başına yaşamanın sunduğu en değerli armağanlardan biri bence; kendinle baş başa kalmanın ve kendi zevklerini özgürce yaşamanın tadı.
tabii yalnız yaşamak sadece estetik keyiflerden ibaret değil. geçenlerde gece yarısı aniden midem ağrımaya başladı. o an, "acaba ne yapsam, kimden yardım istesem" gibi düşünceler zihnimi meşgul etti. neyse ki evde bulundurduğum bazı ilaçlarla durumu kontrol altına aldım. bu tür anlar, insanı daha dayanıklı ve çözüm odaklı olmaya itiyor. kendi kendine yetebilme becerisi, zamanla kazandığım en önemli özelliklerden biri haline geldi. artık acil durumlarda panik yapmak yerine, mantıklı adımlar atmayı öğrenmiş biriyim. bu da tek başına yaşamanın, insanı hayata karşı daha donanımlı hale getiren, kimsenin anlatmadığı o pratik taraflarından biri.
tek başına yaşamanın kimsenin anlatmadığı tarafları
tek başına yaşamak, dışarıdan bakıldığında genellikle özgürlük ve dinginlik vaat eden bir tablo çizer. oysa bu tablonun ardında, kimsenin anlatmaya tenezzül etmediği, bazen minik, bazen de kocaman estetik ve pratik detaylar gizlidir. ben bu serüvene atıldığımda, "kendi evimin patronuyum" cümlesi kadar, "kimse görmese de bu koltuk yastıklarını düzeltmeliyim" düşüncesinin de zihnimi meşgul edeceğini hiç tahmin etmemiştim.
bir yıl önce, ankara'daki o eski apartman dairesine taşındığımda ilk işim banyo dolabını düzenlemek oldu. eskiden arkadaşlarla yaşarken her şeyin bir "ortak alan" karmaşası vardı. şimdi ise her bir ürün, benim kişisel ritüelimin bir parçasıydı. o dolabın içindeki nemlendiriciler, serumlar, tonikler... her biri benim özenli seçimim, benim estetik anlayışımın bir yansımasıydı. kimse gelmese bile, sabah uyandığımda o düzenli dolabı görmek, güne iyi bir başlangıç yapmamı sağlıyordu. bu, sadece bir düzen değil, aynı zamanda kendime verdiğim bir değerdi.
geçen kış, soğuk bir aralık akşamıydı. eve geldiğimde kombinin çalışmadığını fark ettim. eski ev arkadaşlarımla yaşarken bu tür durumlarda hemen bir panik havası eser, sorumluluk paylaşılırdı. şimdi ise tüm sorumluluk bendeydi. neyse ki daha önce bir kombi tamircisi numarası kaydetmiştim. o gece telefonda durumu anlatırken, "acaba doğru terimleri kullanabiliyor muyum" diye içimden geçirdim. sonunda tamirci geldi, sorunu çözdü. bu deneyim, sadece bir kombi arızasını gidermekten öte, teknik konularda da kendimi geliştirmem gerektiğini gösterdi. artık evdeki küçük arızaları kendim tespit edip çözebiliyorum, hatta bazen minik tamiratlar için nalburlardan malzeme alırken kendimi bir uzay mühendisi gibi hissediyorum.
moda ve giyim konusunda da tek başına yaşamanın farklı bir boyutu var. gardırobumu düzenlerken eskiden "acaba bu parçayı kim ne zaman gördü" diye düşünürdüm. şimdi ise tamamen kendi zevkime göre seçimler yapıyorum. geçen ay beyoğlu'ndaki küçük bir butikten aldığım o vintage elbiseyi düşünün. onu giydiğimde, kimsenin görmeyeceğini bilsem bile kendimi çok iyi hissediyorum. bu, bir dış onay ihtiyacından ziyade, kendi iç dünyamda yarattığım bir estetik tatmin. evde pijamayla dolaşırken bile, o pijamanın kumaşına, rengine dikkat ediyorum. çünkü kendim için yaşıyorum, kendim için giyiniyorum.
bazı akşamlar ise tamamen kendime ayırıyorum. geçen çarşamba, ışıkları loş bir hale getirip, sevdiğim bir jazz plağını çalmıştım. yüzüme bir kil maskesi uygulamıştım ve elimde sıcak bir bitki çayı vardı. o an, kendimi bir spa merkezindeymiş gibi hissettim. bu, başkalarıyla paylaşılması gerekmeyen, sadece benim deneyimlediğim bir lüks. evde kimse olmadığı için, o maskeyi yüzümde ne kadar süre tutacağıma, hangi müziği dinleyeceğime tamamen ben karar veriyorum. bu tür anlar, tek başına yaşamanın sunduğu en değerli armağanlardan biri bence; kendinle baş başa kalmanın ve kendi zevklerini özgürce yaşamanın tadı.
tabii yalnız yaşamak sadece estetik keyiflerden ibaret değil. geçenlerde gece yarısı aniden midem ağrımaya başladı. o an, "acaba ne yapsam, kimden yardım istesem" gibi düşünceler zihnimi meşgul etti. neyse ki evde bulundurduğum bazı ilaçlarla durumu kontrol altına aldım. bu tür anlar, insanı daha dayanıklı ve çözüm odaklı olmaya itiyor. kendi kendine yetebilme becerisi, zamanla kazandığım en önemli özelliklerden biri haline geldi. artık acil durumlarda panik yapmak yerine, mantıklı adımlar atmayı öğrenmiş biriyim. bu da tek başına yaşamanın, insanı hayata karşı daha donanımlı hale getiren, kimsenin anlatmadığı o pratik taraflarından biri.
00