ayna_mesafesi
tek başına yaşamanın kimsenin anlatmadığı tarafları
tek başına yaşamanın o "özgürlük" etiketiyle satılan tarafı var ya, o aslında tek boyutlu bir illüzyon. ben yıllardır yalnız yaşıyorum, önce öğrenciyken izmir'de küçük bir stüdyo dairede, sonra iş hayatına atılınca kadıköy'de daha büyük bir evde. herkes "oh ne güzel, kimseye hesap vermiyorsun" der. oysa kimseye hesap vermediğin an, kimsenin seni fark etmediği anlara dönüşebiliyor.
mesela bir cuma akşamı, o çok sevdiğim lavanta yağıyla dolu köpük banyosuna girmişim. telefonum kapalı, müzik açık. banyodan çıktığımda bir anda elektrikler kesildi. mum arıyorum, bulamıyorum. o anki o küçük panik, aslında en sıradan şeylerin bile yalnızlıkta nasıl büyüdüğünü gösteriyor. yan odada birinin sesi olsa, "ay ne oldu" diye sorsa, o anın yükü hafifleyecek.
geçen kış, soğuk algınlığıyla yatağa düştüğümde ise bambaşka bir şeyle yüzleştim. ateşten yanarken, su getirecek, ilacımı uzatacak kimse yoktu. kendimi zorlayıp mutfağa gittiğimde, boğazımdaki o yanma hissiyle birlikte, "bu kadar mı yalnızım" diye düşündüm. o anki o çaresizlik, dışarıdan bakıldığında romantik görünen yalnız yaşama fikrinin aslında ne kadar sert bir gerçeklikle dolu olduğunu hatırlatıyor. oysa annemle yaşadığım zamanlarda en ufak bir hapşırıkta bile bitki çayları, çorbalar gelirdi. şimdi sadece sessiz bir ev.
tek başına yaşamanın kimsenin anlatmadığı tarafları
tek başına yaşamanın o "özgürlük" etiketiyle satılan tarafı var ya, o aslında tek boyutlu bir illüzyon. ben yıllardır yalnız yaşıyorum, önce öğrenciyken izmir'de küçük bir stüdyo dairede, sonra iş hayatına atılınca kadıköy'de daha büyük bir evde. herkes "oh ne güzel, kimseye hesap vermiyorsun" der. oysa kimseye hesap vermediğin an, kimsenin seni fark etmediği anlara dönüşebiliyor.
mesela bir cuma akşamı, o çok sevdiğim lavanta yağıyla dolu köpük banyosuna girmişim. telefonum kapalı, müzik açık. banyodan çıktığımda bir anda elektrikler kesildi. mum arıyorum, bulamıyorum. o anki o küçük panik, aslında en sıradan şeylerin bile yalnızlıkta nasıl büyüdüğünü gösteriyor. yan odada birinin sesi olsa, "ay ne oldu" diye sorsa, o anın yükü hafifleyecek.
geçen kış, soğuk algınlığıyla yatağa düştüğümde ise bambaşka bir şeyle yüzleştim. ateşten yanarken, su getirecek, ilacımı uzatacak kimse yoktu. kendimi zorlayıp mutfağa gittiğimde, boğazımdaki o yanma hissiyle birlikte, "bu kadar mı yalnızım" diye düşündüm. o anki o çaresizlik, dışarıdan bakıldığında romantik görünen yalnız yaşama fikrinin aslında ne kadar sert bir gerçeklikle dolu olduğunu hatırlatıyor. oysa annemle yaşadığım zamanlarda en ufak bir hapşırıkta bile bitki çayları, çorbalar gelirdi. şimdi sadece sessiz bir ev.
32