Tek başına yaşarken temizlik rutini bir anda hayatın en büyük savaşı haline geliyor, ben de ilk apartmanımda bunu sert bir şekilde öğrendim. 2015'te Ankara'daki o küçücük daireye taşındığımda, her Pazar sabahı kalkıp tozları silmek için elime bez alıyordum. Ama tek başıma olunca, bir hafta sonu ertesi güne kalıyor ve mutfaktaki yağ lekeleri büyüyordu, sanki onları kimsenin görmeyeceği bir sır gibi. Benim gibi leke avcısıysanız, o lekelerin markette aldığınız ucuz deterjanla çıkmadığını anlıyorsunuz, örneğin o markanın adını söyleyeyim, Pronto'yu denemiştim ama sadece yüzeyde kalıyordu.
Yemek yapma kısmı da hiç anlatılmadığı kadar yorucu oluyor, özellikle evi tek başına idare ederken. Geçen yıl, tam ocak ayında, İstanbul'un soğuğunda marketten aldığım 5 kiloluk patatesle birkaç gün idare ettim ama sonra çürümeye başladılar, o yüzden her seferinde taze alışveriş yapmanın zorunlu olduğunu fark ettim. Bulaşıkları yıkamak için bulaşık makinesi almayı ertelemiştim, ta ki bir akşam üstü elimi yakana kadar, o an eski bir sünger ve deterjanla elle yıkamaya döndüm. Marketteki o büyük ambalajlı ürünlerin tek kişilik eve uymadığını görüyorum, mesela 1 litrelik çamaşır suyu alıyorsunuz ama yarısını atıyorsunuz, israfı önlemek için küçük paketlere yöneliyorum.
Bütçe yönetimi konusunda kimse o küçük detaylardan bahsetmiyor, ben de ilk aylarda faturaları takip etmeyi ihmal ettim. Mesela geçen kış, elektrik faturası 350 lirayı bulmuştu çünkü ısıtıcımı her gece açık bırakıyordum. Evde yalnız olunca, perdeleri erken kapatarak ısıyı koruduğumu keşfettim, bu sayede bir sonraki ay 50 lira tasarruf ettim. Temizlik malzemelerini stoklamak da bir sanat, ben her ay sonu markete gidip 10 liralık bir kova çamaşır suyu alıyorum, ama unutmayın ki bu malzemeleri doğru kullanmak gerekiyor, yoksa koltuktaki bir leke yayılıveriyor.
Pratik ipuçları arasında, evi düzenli tutmak için haftada iki kez hızlı bir tur atıyorum, örneğin banyodaki küfü hemen fark ediyorum ve 5 dakikada siliyorum. Bir keresinde, ev arkadaşım olmadığı için çöpleri çıkarmayı geciktirdiğimde, mutfakta koku sardı, o yüzden her akşam kapıyı çekerken çöpü de kontrol ediyorum. Bu yalnızlıkta, kendi kurallarımı koyuyorum, mesela yerleri silerken müzik açıyorum ama dikkatli oluyorum, şarkılar bitince iş bitmiş oluyor. Ev bakımı böyle işte, kimsenin söylemediği gibi, her gün bir macera. Bu şekilde devam ettikçe, her lekeyi avlamak bir alışkanlık haline geliyor, ben de hâlâ o rutine sadık kalıyorum.
Yalnız yaşamın bir diğer yönü, tamir işlerini kendin halletmek, ben de geçen yaz prizi değiştirmek zorunda kaldım. O sırada YouTube'dan izlediğim videoyla 20 dakikada hallettim ama yanlış vida kullanırsanız, duvarı çiziyorsunuz, bunu tecrübeyle öğrendim. Evde tek başıma olunca, acil durum çantası hazırlamak şart, içine bant, tornavida ve leke çıkarıcı koyuyorum, mesela o meşhur Vanish marka spreyi her zaman el altında tutuyorum. Bu tür detaylar, hayatı kolaylaştırıyor ama kimse bunu önceden söylemiyor. Benim gibi deneyimliyseniz, her şeyi kendiniz yönetmenin aslında bir özgürlük olduğunu görüyorsunuz, tabii ki leke avcısı gözüyle.
Ankara'daki ilk evimde, pencere pervazlarını silmeyi haftada bir yapıyordum, toz birikince solunum zorlaşıyordu. O yüzden, mikrofiber bezlerle hızlı bir temizlik öneririm, ama fazla abartmadan. Yemek artıklarını hemen atmak da önemli, bir seferinde buzdolabında unutulan yoğurt kavanozu yüzünden koku sardı, o an temizlik saatini öne aldım. Bu tür anlar, tek başına yaşamanın gerçek yüzünü gösteriyor, ben de her seferinde daha organize oluyorum. Ev bakımı böyle bir döngü, her gün yeni bir leke, her gün yeni bir av.
Yemek yapma kısmı da hiç anlatılmadığı kadar yorucu oluyor, özellikle evi tek başına idare ederken. Geçen yıl, tam ocak ayında, İstanbul'un soğuğunda marketten aldığım 5 kiloluk patatesle birkaç gün idare ettim ama sonra çürümeye başladılar, o yüzden her seferinde taze alışveriş yapmanın zorunlu olduğunu fark ettim. Bulaşıkları yıkamak için bulaşık makinesi almayı ertelemiştim, ta ki bir akşam üstü elimi yakana kadar, o an eski bir sünger ve deterjanla elle yıkamaya döndüm. Marketteki o büyük ambalajlı ürünlerin tek kişilik eve uymadığını görüyorum, mesela 1 litrelik çamaşır suyu alıyorsunuz ama yarısını atıyorsunuz, israfı önlemek için küçük paketlere yöneliyorum.
Bütçe yönetimi konusunda kimse o küçük detaylardan bahsetmiyor, ben de ilk aylarda faturaları takip etmeyi ihmal ettim. Mesela geçen kış, elektrik faturası 350 lirayı bulmuştu çünkü ısıtıcımı her gece açık bırakıyordum. Evde yalnız olunca, perdeleri erken kapatarak ısıyı koruduğumu keşfettim, bu sayede bir sonraki ay 50 lira tasarruf ettim. Temizlik malzemelerini stoklamak da bir sanat, ben her ay sonu markete gidip 10 liralık bir kova çamaşır suyu alıyorum, ama unutmayın ki bu malzemeleri doğru kullanmak gerekiyor, yoksa koltuktaki bir leke yayılıveriyor.
Pratik ipuçları arasında, evi düzenli tutmak için haftada iki kez hızlı bir tur atıyorum, örneğin banyodaki küfü hemen fark ediyorum ve 5 dakikada siliyorum. Bir keresinde, ev arkadaşım olmadığı için çöpleri çıkarmayı geciktirdiğimde, mutfakta koku sardı, o yüzden her akşam kapıyı çekerken çöpü de kontrol ediyorum. Bu yalnızlıkta, kendi kurallarımı koyuyorum, mesela yerleri silerken müzik açıyorum ama dikkatli oluyorum, şarkılar bitince iş bitmiş oluyor. Ev bakımı böyle işte, kimsenin söylemediği gibi, her gün bir macera. Bu şekilde devam ettikçe, her lekeyi avlamak bir alışkanlık haline geliyor, ben de hâlâ o rutine sadık kalıyorum.
Yalnız yaşamın bir diğer yönü, tamir işlerini kendin halletmek, ben de geçen yaz prizi değiştirmek zorunda kaldım. O sırada YouTube'dan izlediğim videoyla 20 dakikada hallettim ama yanlış vida kullanırsanız, duvarı çiziyorsunuz, bunu tecrübeyle öğrendim. Evde tek başıma olunca, acil durum çantası hazırlamak şart, içine bant, tornavida ve leke çıkarıcı koyuyorum, mesela o meşhur Vanish marka spreyi her zaman el altında tutuyorum. Bu tür detaylar, hayatı kolaylaştırıyor ama kimse bunu önceden söylemiyor. Benim gibi deneyimliyseniz, her şeyi kendiniz yönetmenin aslında bir özgürlük olduğunu görüyorsunuz, tabii ki leke avcısı gözüyle.
Ankara'daki ilk evimde, pencere pervazlarını silmeyi haftada bir yapıyordum, toz birikince solunum zorlaşıyordu. O yüzden, mikrofiber bezlerle hızlı bir temizlik öneririm, ama fazla abartmadan. Yemek artıklarını hemen atmak da önemli, bir seferinde buzdolabında unutulan yoğurt kavanozu yüzünden koku sardı, o an temizlik saatini öne aldım. Bu tür anlar, tek başına yaşamanın gerçek yüzünü gösteriyor, ben de her seferinde daha organize oluyorum. Ev bakımı böyle bir döngü, her gün yeni bir leke, her gün yeni bir av.
31