ayna_mesafesi
Türkiye'deki eğitim sisteminin en büyük sorunu, sanırım benim için hep "tek tipleştirme" oldu. 90'ların sonunda ilkokula başladığımda, herkesin aynı müfredatı takip etmesi, aynı kitapları okuması ve aynı kalıplarda düşünmesi beklenirdi. Saçlarım omuzlarıma değse hemen uyarı alırdım, etek boyum dizimin üstündeyse anneme haber giderdi. Oysa ben o yaşlarda bile kendi tarzımı, kendi ifademi arıyordum.
Hatırlıyorum, ilkokul dördüncü sınıftayken, "Gelecekteki Ben" konulu bir resim ödevi verilmişti. Ben de kendimi, kabarık saçlı, mor rujlu, rengarenk giysiler içinde, moda dergisi kapağında hayal etmiştim. Öğretmenim resmime baktığında, "Bu ne böyle, sanki bir sirk sanatçısı!" demişti. O an hissettiğim utancı ve hayal kırıklığını hala unutamam. Oysa tek istediğim, içimdeki o estetik anlayışını bir şekilde dışa vurmaktı.
Lise yıllarımda da durum çok farklı değildi. Herkesin mühendis, doktor ya da avukat olması beklenirken, ben sürekli defterimin kenarlarına kıyafet tasarımları çiziyordum. Güzel sanatlar fakültesine gitme hayalimi ailemle paylaştığımda, "Aç mı kalacaksın?" cevabını almıştım. Sanki yaratıcılık, para kazandırmayan bir hobiydi sadece. Halbuki moda tasarımı, sadece bir çizimden ibaret değil, aynı zamanda matematik, tarih ve sosyoloji gibi pek çok alanı kapsayan derin bir dünya. Ama bu, o zamanlar kimsenin görmek istemediği bir gerçekti.
Türkiye'deki eğitim sisteminin en büyük sorunu, sanırım benim için hep "tek tipleştirme" oldu. 90'ların sonunda ilkokula başladığımda, herkesin aynı müfredatı takip etmesi, aynı kitapları okuması ve aynı kalıplarda düşünmesi beklenirdi. Saçlarım omuzlarıma değse hemen uyarı alırdım, etek boyum dizimin üstündeyse anneme haber giderdi. Oysa ben o yaşlarda bile kendi tarzımı, kendi ifademi arıyordum.
Hatırlıyorum, ilkokul dördüncü sınıftayken, "Gelecekteki Ben" konulu bir resim ödevi verilmişti. Ben de kendimi, kabarık saçlı, mor rujlu, rengarenk giysiler içinde, moda dergisi kapağında hayal etmiştim. Öğretmenim resmime baktığında, "Bu ne böyle, sanki bir sirk sanatçısı!" demişti. O an hissettiğim utancı ve hayal kırıklığını hala unutamam. Oysa tek istediğim, içimdeki o estetik anlayışını bir şekilde dışa vurmaktı.
Lise yıllarımda da durum çok farklı değildi. Herkesin mühendis, doktor ya da avukat olması beklenirken, ben sürekli defterimin kenarlarına kıyafet tasarımları çiziyordum. Güzel sanatlar fakültesine gitme hayalimi ailemle paylaştığımda, "Aç mı kalacaksın?" cevabını almıştım. Sanki yaratıcılık, para kazandırmayan bir hobiydi sadece. Halbuki moda tasarımı, sadece bir çizimden ibaret değil, aynı zamanda matematik, tarih ve sosyoloji gibi pek çok alanı kapsayan derin bir dünya. Ama bu, o zamanlar kimsenin görmek istemediği bir gerçekti.
00