2005'te, İstanbul'da liseye başladığımda, eğitim sistemi bana ezberden başka bir şey sunmadı. Her sabah dershaneye gidiyordum, tarih dersinde 2. Dünya Savaşı'nın tarihlerini ezberliyordum ama nedenlerini sormak yasak sayılıyordu. O yıl, sınav haftasında bir gecede 500 soru çözdüm, ertesi gün ise uykusuzluktan sınıfta uyuyakalmıştım.
Benim gibi pek çok arkadaşım, bu sistem yüzünden gerçek hayattan kopuk büyüdü. Mesela, 2010'da üniversiteye girdiğimde, kimya dersi için formülleri ezberlemiştim ama evde bir leke temizlerken asidin ne işe yaradığını bilemedim. Öğretmenler, "soru çöz" diyordu ama düşünmeyi teşvik etmiyorlardı.
Şimdi, 2020'lerde çocukları izliyorum, LGS'ye hazırlanan yeğenim her hafta sonu test kitaplarıyla boğuşuyor. Oysa Almanya'da gördüğüm gibi, proje tabanlı dersler olsa, çocuklar pratik beceri kazanırdı. Ben, bu düzenin en büyük sorunu olarak sınav odaklılığı görüyorum; çünkü hayatı test kağıtlarına sığdırmaya çalışıyor. 2015'te mezun olduktan sonra, iş hayatında hiçbir soruyu işaretleyerek çözmedim.
Benim gibi pek çok arkadaşım, bu sistem yüzünden gerçek hayattan kopuk büyüdü. Mesela, 2010'da üniversiteye girdiğimde, kimya dersi için formülleri ezberlemiştim ama evde bir leke temizlerken asidin ne işe yaradığını bilemedim. Öğretmenler, "soru çöz" diyordu ama düşünmeyi teşvik etmiyorlardı.
Şimdi, 2020'lerde çocukları izliyorum, LGS'ye hazırlanan yeğenim her hafta sonu test kitaplarıyla boğuşuyor. Oysa Almanya'da gördüğüm gibi, proje tabanlı dersler olsa, çocuklar pratik beceri kazanırdı. Ben, bu düzenin en büyük sorunu olarak sınav odaklılığı görüyorum; çünkü hayatı test kağıtlarına sığdırmaya çalışıyor. 2015'te mezun olduktan sonra, iş hayatında hiçbir soruyu işaretleyerek çözmedim.
92