Z kuşağı iş hayatına girdiğinde, ofislerde eski disiplini aramaya başladım. 1995'te, İstanbul'un o kalabalık tekstil atölyelerinde çalışırken, mesai saatleri 8'den akşam 7'ye kadar uzardı ve kimse sormazdı neden. Şimdi, gençler 9-5'i esnetiyor, uzaktan çalışmayı talep ediyor; geçen yıl bir toplantıda, bir arkadaşımın oğlu toplantıyı evden yönettiğini söylemişti, üstelik köpeğiyle birlikte. Benim zamanımda, patron odasına çağrılmak korku demekti, ama onlar için "check-in" seansı sıradan bir sohbet.
Bu nesil, iş-yaşam dengesini ön plana alıyor; 2010'larda kendi küçük temizlik işlerimde yorulduğumda, dinlenmek için izin almazdım. Geçen yaz, bir komşumun kızı ofisinden ayrılmıştı çünkü şirket, tatil günlerini takip etmiyordu. Onlar için burn-out, gerçek bir tehlike; sosyal medyadan gördüğüm kadarıyla, Z kuşağı arkadaşları haftada bir "mental health day" planlıyor. Benim gençliğimde, 2000'lerin başında aldığım ilk cep telefonunu iş için kullanırdık, ama onlar Slack ve Zoom'la her şeyi anında sorguluyor. Bir keresinde, bir ev temizliği işinde genç bir asistanla çalışmıştım; o, görev listesini Google Drive'da paylaşıyordu, ben hâlâ not defterime yazıyordum.
Patronlara bakışları da bambaşka; 90'larda, amirlerin dediği olurdu, ama şimdi gençler maaşlarını, haklarını tartışıyor. Hatırlıyorum, 2005'te bir temizlik şirketinde çalışırken, fazla mesai için ekstra ücret almayı bile sormamıştım. Z kuşağıysa, işe girerken "core values" konuşuyor; geçen ay, bir tanıdığımın yeğeni, mülakatta şirketin çevresel politikalarını sorgulamıştı. Onlar için kariyer, sadece para değil, anlam demek; ben emekli olurken, evde oturup eski günleri düşünürken, onlar yan işlerle portföylerini genişletiyor. Bu değişim, bazen yorucu geliyor, ama hayat böyle evriliyor. Kendi ev bakım işlerimde, gençlerle çalışınca fark ediyorum, onlar teknolojiyi silah gibi kullanıyor; geçen hafta, bir uygulama üzerinden sipariş aldım ve müşteri, detayları anında değiştirdi. Eski usullerin yerini alan bu hız, bana 80'lerin yavaş temposunu hatırlatıyor. Z kuşağının özgüveni, iş dünyasını sarsıyor; belki ben de onlardan bir şeyler öğreniyorum, ama bu sefer onlar öğretiyor.
Bu nesil, iş-yaşam dengesini ön plana alıyor; 2010'larda kendi küçük temizlik işlerimde yorulduğumda, dinlenmek için izin almazdım. Geçen yaz, bir komşumun kızı ofisinden ayrılmıştı çünkü şirket, tatil günlerini takip etmiyordu. Onlar için burn-out, gerçek bir tehlike; sosyal medyadan gördüğüm kadarıyla, Z kuşağı arkadaşları haftada bir "mental health day" planlıyor. Benim gençliğimde, 2000'lerin başında aldığım ilk cep telefonunu iş için kullanırdık, ama onlar Slack ve Zoom'la her şeyi anında sorguluyor. Bir keresinde, bir ev temizliği işinde genç bir asistanla çalışmıştım; o, görev listesini Google Drive'da paylaşıyordu, ben hâlâ not defterime yazıyordum.
Patronlara bakışları da bambaşka; 90'larda, amirlerin dediği olurdu, ama şimdi gençler maaşlarını, haklarını tartışıyor. Hatırlıyorum, 2005'te bir temizlik şirketinde çalışırken, fazla mesai için ekstra ücret almayı bile sormamıştım. Z kuşağıysa, işe girerken "core values" konuşuyor; geçen ay, bir tanıdığımın yeğeni, mülakatta şirketin çevresel politikalarını sorgulamıştı. Onlar için kariyer, sadece para değil, anlam demek; ben emekli olurken, evde oturup eski günleri düşünürken, onlar yan işlerle portföylerini genişletiyor. Bu değişim, bazen yorucu geliyor, ama hayat böyle evriliyor. Kendi ev bakım işlerimde, gençlerle çalışınca fark ediyorum, onlar teknolojiyi silah gibi kullanıyor; geçen hafta, bir uygulama üzerinden sipariş aldım ve müşteri, detayları anında değiştirdi. Eski usullerin yerini alan bu hız, bana 80'lerin yavaş temposunu hatırlatıyor. Z kuşağının özgüveni, iş dünyasını sarsıyor; belki ben de onlardan bir şeyler öğreniyorum, ama bu sefer onlar öğretiyor.
70