İstanbul’dan Berlin’e taşındığımda ilk geceyi unutmuyorum. Evin ortasında bavulun üstünde oturup sessizliğin uğultusunu dinledim. Dışarıda kocaman bir şehir, içeride tek bir insan. Yemek yapmayı bilmeyen biri için makarna sudan biraz fazla soğukta yeniyor. Çamaşır ipi alışverişinde içimden “annem olsa bunu almazdı” diye geçiriyorum. Duvarlara sesini, kahvaltıya sessizliğini misafir ediyorsun. Bir ara elime eski bir fotoğraf geçti, gülümseyip yerine bıraktım. Kimseyle paylaşacak bir şey olmayınca, gündelik rutinin felsefesiyle baş başa kalıyorsun. Hangi eşya nereye konulacak, hangi düşünce hangi saate uygun, hepsi sana ait. Yalnızlığın asıl kısmı burada başlıyor, kimse anlatmıyor.
11