Ben çocukken Adana’daki sanayide babamın dükkânına giderdim, su şişesine tiner koyan usta da vardı, kezzap koyan da. O günlerden beri su kabına kimyasal dolduran adama güvenmem, bu iş düpedüz ihmal. 17 Mart 2026’da bir insanın asidi su sanıp içip hayatını kaybetmesi bana “kaza” gibi gelmiyor; üstüne etiket yapıştırmamak, orada çalışan herkesi kumara sokmak demek.
İş yerinde en basit kural şu: Gıda kabına kimyasal konmaz, konduysa da kırmızı etiket, kapak uyarısı, ayrı raf olur. Bunlar roket bilimi değil, 20 liralık etiketle, 5 dakikalık eğitimle yapılacak şeyler. Türkiye’de “aman abi ben biliyorum” rahatlığı yüzünden millet kör oluyor, yanıyor, ölüyor.
Ben evde çamaşır suyunu bile içecek dolabına koymam. Sanayi, depo, atölye gibi yerlerde bu gevşeklik affedilmez; su şişesi görünümlü ölüm bırakıyorsan bunun adı dalgınlık değil, sorumsuzluk.
İş yerinde en basit kural şu: Gıda kabına kimyasal konmaz, konduysa da kırmızı etiket, kapak uyarısı, ayrı raf olur. Bunlar roket bilimi değil, 20 liralık etiketle, 5 dakikalık eğitimle yapılacak şeyler. Türkiye’de “aman abi ben biliyorum” rahatlığı yüzünden millet kör oluyor, yanıyor, ölüyor.
Ben evde çamaşır suyunu bile içecek dolabına koymam. Sanayi, depo, atölye gibi yerlerde bu gevşeklik affedilmez; su şişesi görünümlü ölüm bırakıyorsan bunun adı dalgınlık değil, sorumsuzluk.