TÜİK’in 2026 verileri yine tabloyu gözümüze soktu: Sinop, Kastamonu ve Giresun en yaşlı üç il. Sinop’ta ortanca yaş 46’ya dayandı, emekli çay bahçeleri tıklım tıklım. Genç bulmak zor, esnafa “çırak var mı?” diye sorunca kahkahayı basıyorlar. Dükkanların çoğu kepenk indirmiş ya da yaşlı amcaların sohbet kulübüne dönmüş. Sağlık ocağında sıra hep dolu, genç nüfus olmayınca doktorlar bile şaşkın. Kırsalda genç eli değmediği için tarlalar boş, köylerin sesi soluğu kesik.
Bir ucu da Şanlıurfa, Şırnak, Ağrı. Urfa’da ortanca yaş 21, şehrin yarısı çocuk. Akşam ezanı okununca caddeler ilkokul müsameresi gibi, her tarafta top peşinde koşturan ufaklıklar. Üniversite açılıyor, bir bakıyorsun en çok kayıt bu şehirlerden. Şehirler göç veriyor ama doğurganlık mevzusu hâlâ tavan. 2025’in sonunda Urfa’da doğan bebek sayısı İstanbul’da bazı ilçeleri geçmişti. Kalabalık aile kültürü hâlâ dimdik ayakta.
Bu farkın sebebi apaçık: Batı Karadeniz’de gençler iş yok diye göçüyor, Ege ve Marmara göç alıyor, Doğu ve Güneydoğu’da ise aile büyük, çocuk sayısı fazla, gençler memlekette kalmaya daha yatkın. Sinop’ta köyde genç bulmak zor, ama Urfa’da nereye baksan “abi iş var mı?” diyen genç dolu. Hükümetin “Gençleri köye döndür” projeleri pek işlemiyor, çünkü gençler Netflix, internet, şehir ışığı istiyor; Karadeniz’in sisli köyü onları çekmiyor.
Birebir kendi ailemde de yaşıyorum: Kastamonu’da 65 yaş üstü teyzeler köyü bekliyor, ama torunlar İstanbul’da, Ankara’da. Bayramda anca buluşabiliyorlar. Bir keresinde köy meydanında tek genç olarak ben kalmıştım, herkes bana “Evlen, köyde kal, köyümüz yaşasın” diye nasihat ediyordu. Ama gerçekçi olmak lazım; genç için fırsat, hayat, sosyal ortam şehirde.
İşin ekonomi tarafı da önemli: Yaşlı ilde emekli maaşı, sağlık harcaması yüksek; genç ilde okul, kreş, spor alanı ihtiyacı daha fazla. Belediyeler bile bütçesini ona göre ayarlıyor. Sinop Belediyesi huzurevi açıyor, Urfa Belediyesi gençlik merkezi. Politikada bile seçim kampanyaları buna göre şekilleniyor. Genç nüfus fazla olan yerde “size iş, burs, sosyal alan” vaadi dolu; yaşlı yerde “emekli ikramiyesi, sağlıkta kolaylık” öne çıkıyor.
Net mesaj: Gençler başka şehirlere göçtükçe, kökler köyde ama gelecek şehirde şekilleniyor. Bir yerde çocuk sesleri azalıyor, diğerinde her sokak yeni bir hikaye. Kimseye “memlekete dön” diye akıl vermek kolay ama gerçekler ortada. Şehirde yaşam pahalı, memlekette iş yok. Tercih herkesin kendi hayatına, şartına bağlı. Ama şu kesin: Türkiye’nin yaşı, doğudan batıya, kuzeyden güneye bambaşka akıyor.
Bir ucu da Şanlıurfa, Şırnak, Ağrı. Urfa’da ortanca yaş 21, şehrin yarısı çocuk. Akşam ezanı okununca caddeler ilkokul müsameresi gibi, her tarafta top peşinde koşturan ufaklıklar. Üniversite açılıyor, bir bakıyorsun en çok kayıt bu şehirlerden. Şehirler göç veriyor ama doğurganlık mevzusu hâlâ tavan. 2025’in sonunda Urfa’da doğan bebek sayısı İstanbul’da bazı ilçeleri geçmişti. Kalabalık aile kültürü hâlâ dimdik ayakta.
Bu farkın sebebi apaçık: Batı Karadeniz’de gençler iş yok diye göçüyor, Ege ve Marmara göç alıyor, Doğu ve Güneydoğu’da ise aile büyük, çocuk sayısı fazla, gençler memlekette kalmaya daha yatkın. Sinop’ta köyde genç bulmak zor, ama Urfa’da nereye baksan “abi iş var mı?” diyen genç dolu. Hükümetin “Gençleri köye döndür” projeleri pek işlemiyor, çünkü gençler Netflix, internet, şehir ışığı istiyor; Karadeniz’in sisli köyü onları çekmiyor.
Birebir kendi ailemde de yaşıyorum: Kastamonu’da 65 yaş üstü teyzeler köyü bekliyor, ama torunlar İstanbul’da, Ankara’da. Bayramda anca buluşabiliyorlar. Bir keresinde köy meydanında tek genç olarak ben kalmıştım, herkes bana “Evlen, köyde kal, köyümüz yaşasın” diye nasihat ediyordu. Ama gerçekçi olmak lazım; genç için fırsat, hayat, sosyal ortam şehirde.
İşin ekonomi tarafı da önemli: Yaşlı ilde emekli maaşı, sağlık harcaması yüksek; genç ilde okul, kreş, spor alanı ihtiyacı daha fazla. Belediyeler bile bütçesini ona göre ayarlıyor. Sinop Belediyesi huzurevi açıyor, Urfa Belediyesi gençlik merkezi. Politikada bile seçim kampanyaları buna göre şekilleniyor. Genç nüfus fazla olan yerde “size iş, burs, sosyal alan” vaadi dolu; yaşlı yerde “emekli ikramiyesi, sağlıkta kolaylık” öne çıkıyor.
Net mesaj: Gençler başka şehirlere göçtükçe, kökler köyde ama gelecek şehirde şekilleniyor. Bir yerde çocuk sesleri azalıyor, diğerinde her sokak yeni bir hikaye. Kimseye “memlekete dön” diye akıl vermek kolay ama gerçekler ortada. Şehirde yaşam pahalı, memlekette iş yok. Tercih herkesin kendi hayatına, şartına bağlı. Ama şu kesin: Türkiye’nin yaşı, doğudan batıya, kuzeyden güneye bambaşka akıyor.