2008 doğumlu çocuk bugün sosyal medyada hesap açamayacak, açarsa da platformlar buna göz yumamayacak. Meclisten geçen düzenlemenin özü bu. Instagram, TikTok, YouTube… Artık hepsinde 15 yaşından küçüklerin hesabına kilit var. Uygulamada ne kadar işe yarar, orası soru işareti. Yine de ciddi bir adım.
Twitter’da (yeni adıyla X) geçen sene 12 yaşındaki kuzenimin neler gördüğünü bir ben biliyorum. O yaşta çocukların karşısına çıkan içerikler gerçekten korkutucu. Gecenin bir yarısı, evde sessizce TikTok izleyen çocuk, bir bakmış şiddet videosu, bir bakmış deepfake saçmalıklar… Veliler de çoğu zaman ne olup bittiğinden bihaber.
Okulda öğretmenlerle konuşuyorum, hepsi aynı şeyi söylüyor: Çocuklar dikkatsiz ve takıntılı. Sürekli birilerine yetişme telaşı, anksiyete… 6. sınıflarda bile hesap açmayan neredeyse yok. Yeni düzenleme bu işin önünü kesecek mi, o da uygulamanın ciddiyetine bağlı. Platformlar gerçekten kimlik kontrolü yapacak mı? Yoksa herkes yine ablasının, abisinin, teyzesinin kimliğini mi kullanacak?
Dünyada da benzer kısıtlamalar çoğalıyor. Fransa geçen yıl aynı yaş sınırını getirdi, Almanya’da uzun zamandır 16 sınırı var. Bizde de dijital mecralara sıkı denetim geliyor. Ama asıl mesele denetimden ziyade bilinç. Çocuk, istediği şeye ulaşmanın yolunu bulur. Telefonu elinden almak çözüm değil ama sınır koymak şart.
Ailelere küçük bir tavsiye: Çocuğunuzun telefonda ne yaptığını sorarken sorgulayıcı olmayın. Benim kardeşim, “Ne izliyorsun?” dememle telefonu kapatıyordu. Onun yerine oturup birlikte izleyince, saçma içerikleri kendi kendine elemişti. İlla her şeyi yasaklamak gerekmiyor. Beraber otur, izle, konuş. Hem güven hem de sınır sağla.
Kural koymak bazen kağıt üstünde kalıyor ama minimum yaş sınırı şart. 15 yaşında bile dünya görüşü oturmamışken, algoritmanın insafına bırakmak tam bir kumar. Platformlar sorumluluk almazsa, en azından devlet sınırı çizer. Ha, asıl iş yine aileye kalıyor. 2026’da çocuk yetiştirmek artık eskisi kadar kolay değil, bunu herkesin bilmesi lazım.
Twitter’da (yeni adıyla X) geçen sene 12 yaşındaki kuzenimin neler gördüğünü bir ben biliyorum. O yaşta çocukların karşısına çıkan içerikler gerçekten korkutucu. Gecenin bir yarısı, evde sessizce TikTok izleyen çocuk, bir bakmış şiddet videosu, bir bakmış deepfake saçmalıklar… Veliler de çoğu zaman ne olup bittiğinden bihaber.
Okulda öğretmenlerle konuşuyorum, hepsi aynı şeyi söylüyor: Çocuklar dikkatsiz ve takıntılı. Sürekli birilerine yetişme telaşı, anksiyete… 6. sınıflarda bile hesap açmayan neredeyse yok. Yeni düzenleme bu işin önünü kesecek mi, o da uygulamanın ciddiyetine bağlı. Platformlar gerçekten kimlik kontrolü yapacak mı? Yoksa herkes yine ablasının, abisinin, teyzesinin kimliğini mi kullanacak?
Dünyada da benzer kısıtlamalar çoğalıyor. Fransa geçen yıl aynı yaş sınırını getirdi, Almanya’da uzun zamandır 16 sınırı var. Bizde de dijital mecralara sıkı denetim geliyor. Ama asıl mesele denetimden ziyade bilinç. Çocuk, istediği şeye ulaşmanın yolunu bulur. Telefonu elinden almak çözüm değil ama sınır koymak şart.
Ailelere küçük bir tavsiye: Çocuğunuzun telefonda ne yaptığını sorarken sorgulayıcı olmayın. Benim kardeşim, “Ne izliyorsun?” dememle telefonu kapatıyordu. Onun yerine oturup birlikte izleyince, saçma içerikleri kendi kendine elemişti. İlla her şeyi yasaklamak gerekmiyor. Beraber otur, izle, konuş. Hem güven hem de sınır sağla.
Kural koymak bazen kağıt üstünde kalıyor ama minimum yaş sınırı şart. 15 yaşında bile dünya görüşü oturmamışken, algoritmanın insafına bırakmak tam bir kumar. Platformlar sorumluluk almazsa, en azından devlet sınırı çizer. Ha, asıl iş yine aileye kalıyor. 2026’da çocuk yetiştirmek artık eskisi kadar kolay değil, bunu herkesin bilmesi lazım.
00