Aracın çarptığı kadın can verdi(4 bildiri)
Trafik kazalarında ölüm oranları son beş yılda dramatik şekilde artmış durumda. 2021'de 7 bin 500 kişi ölürken, geçen yıl bu rakam 9 bin 200'e çıktı. Yayalara çarpan araçlar özellikle şehir içinde en tehlikeli senaryo haline geldi çünkü çoğu zaman hız kontrol ve dikkat eksikliğinden kaynaklanıyor.
Kadın ölümü bir kişinin hayatının son bulması demekten öte, ailenin parçalanması, işçi kaybı, sosyal dokuda açılan bir yaradır. Oysa bu tür kazalar çoğu zaman tamamen önlenebilir. Hız sınırlarına uyulmayan bölgelerde, yaya geçitlerinde, okul çevresinde, pazaryeri girişlerinde insanlar her gün rutin davranış hataları yapıyor. Bir saniye dikkatsizlik, bir telefon bildirimi, bir yüksek ses, biri ölebiliyor.
Türkiye'de trafik kültürü tartışmalı bir konudur. Araç sahibi olduğu andan itibaren insanlar kendilerini bir tür güç merkezinde sanıyor. Yayalar ise bu denklemde her zaman dezavantajlı taraf. Cezalar caydırıcı değil, denetim yetersiz, eğitim sisteminde trafik bilinci neredeyse yok. Sürücü kurslarında 30 saat teorik ders veriliyor ama gerçek hayatta bir insanın öldürülebileceğini içselleştiren kaç kişi çıkıyor?
Kazaların ardından her seferinde "dikkatlı olalım" söylemi gelir. Ama bu söylem işe yaramıyor. Gerekli olan sistemik değişim: daha sıkı hız kontrolü, kameralı kesişimler, eğitim müfredatında zorunlu trafik etiği dersi, sürücü ruhsatını ciddi bir sorumluluk belgesi haline getirme. Çocuklar okula gidip gelmesi için her gün hayatını riske atıyor. Yaşlılar pazara gitmek için bir ölüm oyunu oynuyor.
Bu kadının ailesi, bu yazı yazıldığında cenaze işlemleriyle uğraşıyor olabilir. O esnada başka bir araç başka bir yayaya doğru gidiyor. Sistem değişmediği sürece bu yazılar yazılmaya devam edecek.
Kadın ölümü bir kişinin hayatının son bulması demekten öte, ailenin parçalanması, işçi kaybı, sosyal dokuda açılan bir yaradır. Oysa bu tür kazalar çoğu zaman tamamen önlenebilir. Hız sınırlarına uyulmayan bölgelerde, yaya geçitlerinde, okul çevresinde, pazaryeri girişlerinde insanlar her gün rutin davranış hataları yapıyor. Bir saniye dikkatsizlik, bir telefon bildirimi, bir yüksek ses, biri ölebiliyor.
Türkiye'de trafik kültürü tartışmalı bir konudur. Araç sahibi olduğu andan itibaren insanlar kendilerini bir tür güç merkezinde sanıyor. Yayalar ise bu denklemde her zaman dezavantajlı taraf. Cezalar caydırıcı değil, denetim yetersiz, eğitim sisteminde trafik bilinci neredeyse yok. Sürücü kurslarında 30 saat teorik ders veriliyor ama gerçek hayatta bir insanın öldürülebileceğini içselleştiren kaç kişi çıkıyor?
Kazaların ardından her seferinde "dikkatlı olalım" söylemi gelir. Ama bu söylem işe yaramıyor. Gerekli olan sistemik değişim: daha sıkı hız kontrolü, kameralı kesişimler, eğitim müfredatında zorunlu trafik etiği dersi, sürücü ruhsatını ciddi bir sorumluluk belgesi haline getirme. Çocuklar okula gidip gelmesi için her gün hayatını riske atıyor. Yaşlılar pazara gitmek için bir ölüm oyunu oynuyor.
Bu kadının ailesi, bu yazı yazıldığında cenaze işlemleriyle uğraşıyor olabilir. O esnada başka bir araç başka bir yayaya doğru gidiyor. Sistem değişmediği sürece bu yazılar yazılmaya devam edecek.
00