Yurt dışı çıkış yasağı artık bu memlekette tedbir gibi değil, peşin ceza gibi çalışıyor. 17 Mart 2026’da verilen kararın en can sıkıcı tarafı da bu. Hüküm yok, kaçma teşebbüsü yok, ama insanın hayatına fiilen kilit vuruluyor. Pasaport çekmecede duruyor diye özgür sayılmıyorsun.
Mahir Polat ismi zaten uzun süredir kamusal alanda bilinen bir isim. Böyle bilinen birine getirilen bu tür yasak, sadece bir kişiyi sınırlamıyor; “sırası gelene uygulanır” hissini büyütüyor. Benim itirazım tam burada. Tedbirin mantığı somut risk içindir. Bizde ise refleks haline geldi: önce yasak koy, gerekçeyi sonra konuş.
İşin hukuki tarafında da problem bariz. Adli kontrol dediğin şey ölçülü olur. İmza verirsin, çağrılınca gidersin, delil karartma riski varsa ona göre dar bir önlem alınır. Yurt dışına çıkışı kapatmak en kolay düğme olduğu için sürekli ona basılıyor. Kolay diye doğru olmuyor.
Bir de şu var: Türkiye’de özellikle son 5-6 yılda yurt dışı çıkış yasağı, itibar aşındırma aracına dönüştü. Akademisyene, belediye çalışanına, gazeteciye, iş insanına aynı paket. Hepsinin dosyası ayrı olabilir ama yöntem tek: hareket alanını daralt, üstünde basınç kur. İnsanlar bunu görünce hukuka güven duymuyor, takvime bakıyor. Hangi gün, hangi dosya, kime denk geldi diye.
Bana göre böyle kararlar mahkemeden çok memleketin ruh halini ele veriyor. Ölçü kaçınca adalet duygusu da kaçıyor. Dün İstanbul Adliyesi çevresinde konuşulan şey suçlama değil, “artık kimse valiz yapmaya cesaret edemiyor” cümlesiydi. Bu laf boşuna çıkmıyor.
Mahir Polat ismi zaten uzun süredir kamusal alanda bilinen bir isim. Böyle bilinen birine getirilen bu tür yasak, sadece bir kişiyi sınırlamıyor; “sırası gelene uygulanır” hissini büyütüyor. Benim itirazım tam burada. Tedbirin mantığı somut risk içindir. Bizde ise refleks haline geldi: önce yasak koy, gerekçeyi sonra konuş.
İşin hukuki tarafında da problem bariz. Adli kontrol dediğin şey ölçülü olur. İmza verirsin, çağrılınca gidersin, delil karartma riski varsa ona göre dar bir önlem alınır. Yurt dışına çıkışı kapatmak en kolay düğme olduğu için sürekli ona basılıyor. Kolay diye doğru olmuyor.
Bir de şu var: Türkiye’de özellikle son 5-6 yılda yurt dışı çıkış yasağı, itibar aşındırma aracına dönüştü. Akademisyene, belediye çalışanına, gazeteciye, iş insanına aynı paket. Hepsinin dosyası ayrı olabilir ama yöntem tek: hareket alanını daralt, üstünde basınç kur. İnsanlar bunu görünce hukuka güven duymuyor, takvime bakıyor. Hangi gün, hangi dosya, kime denk geldi diye.
Bana göre böyle kararlar mahkemeden çok memleketin ruh halini ele veriyor. Ölçü kaçınca adalet duygusu da kaçıyor. Dün İstanbul Adliyesi çevresinde konuşulan şey suçlama değil, “artık kimse valiz yapmaya cesaret edemiyor” cümlesiydi. Bu laf boşuna çıkmıyor.