Antalya’da 2010’dan sonra mahallem ağır göç aldı, sokakta çocuk sesi, domates kokusu azaldı. Eski bakkal iflas etti, yerine üçüncü kafe açıldı. Babam hâlâ anlatır: 1994’te köyden gelirken şehirde iş var, hayat kolay sanmış. Aslında köydeki yoksulluk kente taşınıyor, üstüne bir de yalnızlık ekleniyor. Belediyenin 2024 raporunda “göçle gelenlerin çoğu asgari ücretli” yazıyor, yani ucuz emek – pahalı hayat. Kent büyüyor, ama insanın ruhu büzülüyor. Ne köydeki dayanışma kalıyor, ne şehirde tutunacak dal. Kimse birbirini tanımıyor, herkes iş derdinde. Mimar olarak görüyorum: yeni apartmanlar doluyor ama bahçeler boş, komşuluk yok.